Folded Corner: 3
 
 
 
 
 
 

 

 

 


 

1.               MEVCUT DURUM ANALİZİ

 

 

1  MEVCUT DURUM ANALİZİ

 

3.1.         ÇEVRE ANALİZİ

Belediyemizin uygulayacağı stratejiler, ilçeyle ilgili yapılan değerlendirmeler, belediyenin mevcut durumu, geleceğe yönelik misyon ve vizyon ışığında belirlenmiştir. Eyüp ilçesi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmeler aşağıdaki başlıklar hakkındadır:

 

3.1.1.      İlçenin konumu

3.1.2.      İlçenin topografyası

3.1.3.      İlçen jeolojisi ve depremsellik durumu

3.1.4.      İlçenin iklimi ve bitki örtüsü

3.1.5.      İlçenin su yüzeyleri

3.1.6.      İlçenin demografik yapısı

3.1.7.      İlçenin sosyo-ekonomik yapısı

3.1.8.      İlçenin sosyo-kültürel durumu

3.1.9.      İlçenin ulaşımı

3.1.10.  İlçenin tarihsel gelişimi

3.1.11.  İlçenin kentsel çevre değerlendirmesi

3.1.12.  İlçenin kültür ve turizm durumu

3.1.13.  İlçenin eğitim durumu

3.1.14.  İlçenin sağlık durumu

3.1.15.  Sivil toplum örgütleri

 

Bu değerlendirmeler, belediye bünyesinde yürütülen analizler, APK Müdürlüğünün hazırladığı 2023 Yılında Eyüp Raporu ve diğer kamu/özel kuruluşlardan alınan bilgilere dayanmaktadır.

3.1.1.               İLÇENİN KONUMU

Eyüp, İstanbul Metropoliten Alanı’nın Batı Yakası’nda, Çatalca Yarımadası’nda yer almaktadır. İlçe doğuda Sarıyer, Şişli, Kâğıthane, güneydoğuda Beyoğlu, güneyde Fatih ve Zeytinburnu, güneybatıda Bayrampaşa, batıda ve kuzeybatıda Gaziosmanpaşa ilçeleri ile çevrilidir. İlçe, Haliç’in son bulduğu noktada başlayan, kuzeyde Karadeniz kıyılarına kadar uzanan 242 km²’lik geniş bir alana sahiptir. İlçenin Haliç’e 3,8 km, Karadeniz’e ise 13.350 m kıyısı vardır.

Bu alan dahilinde Haliç kenarındaki tarihi çekirdek çevresinde gelişen kentsel yerleşim alanları ile metropoliten alanın kuzeyindeki orman ve havza kuşağı içinde kalan kırsal yerleşmeler bulunmakta olup, 7 adet orman içi köyü vardır. Aşağıda Eyüp’ün, İstanbul içerisindeki konumunu gösteren bir harita verilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eyüp İlçesi yerleşme alanındaki mahalleler Eyüp Merkez, Nişanca, Defterdar, Düğmeciler, İslambey, Rami Cuma, Topçular, Rami Yeni, Silahtarağa, Sakarya, Alibeyköy Merkez, Esentepe, Karadolap, Yeşilpınar, Akşemsettin, Çırçır, Güzeltepe ve Emniyettepe mahalleleridir.

Eyüp ilçesi kırsal alanında Kemerburgaz şube ve bağlı olarak Mimar Sinan, Mithatpaşa ve Yayla mahalleleri, Göktürk İlk Kademe Belediyesi ile Akpınar, Ağaçlı, Çiftalan, İhsaniye, Işıklar, Odayeri, Pirinççi köyleri yer almaktadır.

İlçenin toplam yüzölçümü 242 km2 olup,  ilçede toplam 21 mahalle bulunmaktadır. Aşağıda ilçede bulunan mahalleri gösteren bir harita yer almaktadır.

 


 

 

3.1.2.               İLÇENİN TOPOĞRAFYASI

Arazinin topoğrafyası ile yerleşmenin genel biçimi arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Yerleşmenin konumlandığı arazinin düz ya da engebeli oluşu yerleşmedeki yolların geçirilmesini, toplanma mekânlarının yerlerini, yapıların zemine oturtulma teknik ve şekillerini etkiler.

Eyüp İlçesi’nin kırsal alanı kuzeybatıya, Karadeniz’e doğru uzanmaktadır. Kentsel alan engebeli bir yüzeyde yerleşmiş olmasına karşın Eyüp’ün kırsal alanı fazla yüksek olmayan tepeler, sırtlar ve hafif düzlüklerden meydana gelmektedir. Batı Yakası’ndaki ‘su bölümü hattı’nda yer alan akarsular güneye, Haliç’e doğru akmaktadır. Eyüp İlçesi’nin bu bölümü, doğusundaki Sarıyer ilçesi ile birlikte İstanbul’un Kuzey Bandı’ndaki en önemli potansiyel dinlenme alanıdır. Yoğun yerleşim birimlerinin su ve oksijen kaynağı olan ormanlar, kıyıdaki manzara setleri ve kumsallarda var olan dinlenme alanları ilçenin doğal zenginliklerindendir. Bu geniş alan, batıda Gaziosmanpaşa ilçesi üzerinden Çatalca ormanlık alanına, oradan Terkos (Durusu) Gölü’ne ve giderek Istrancalar’a bağlanmaktadır. Eyüp ilçesi, aynı zamanda, İstanbul Metropoliten Alanı’nın birçok hizmet alanlarını da barındırmaktadır. Bölgenin kuzeyinde, Karadeniz sahillerinde faal maden ocakları ile çöp depolama alanları bulunmaktadır. Bu ocaklar yaptıkları kazılarla topoğrafyanın değişmesine ve çıkarılan toprakların denize doldurulmasıyla kıyı çizgisinin değişmesine neden olmaktadır.

Eyüp ilçesi kentsel alanının topoğrafik yapısı engebelidir, % 30-40’ları bulan bir yapıdadır. Eyüp’te kıyı bandını kapsayan % 0–5 eğimli alanlar, yerleşme açısından elverişli sayılabilecek %0–5 eğimli alanlar ve % 10–20 eğimli alanlar bulunduğu gibi; doğal yapının ancak önlem alınarak yapılaşmaya olanak sağladığı % 20–30, % 30–40 ve % 40’ın üzerinde eğim yüzdelerine sahip alanlar da bulunmaktadır. Haliç doğal suyoluyla komşu konumda olan yerleşmenin kuzey, kuzeydoğu kısımlarında ve batıdaki bölümlerinde daha çok % 20–40 ve % 40+ eğim oranlarına sahip alanlar yer almaktadır. Güneyde ise eğim oranları genelde %20’nin altındadır.

Merkezde yer alan ve kıyıya yakın olan Eyüp Sultan Külliyesi ve kıyı ile bütünleşen yakın çevresi deniz kotuna yakındır. Merkezden ve kıyıdan içeriye doğru ilerledikçe topoğrafya yükselmektedir. Merkeze ışınsal yaklaşan ve kıyıya dik inen yollar, alçalarak uzanan vadilere oturmaktadır. Bu vadilerin arasında Haliç’e doğru son derece güzel panoramik manzaraya hakim tepeler yer almaktadır. Ayrıca denize yönelen bu vadi ve tepelerin dışında farklı yönlerde birçok vadi ve tepe daha oluşmuştur.

Tepelerden en ünlüsü Haliç kıyısına koşut uzanan eski Bahariye Caddesi ile tarihî merkeze ışınsal yaklaşan İslambey Caddesi’nin oturduğu vadiler arasındaki tepedir. Tarihi Eyüp Mezarlığı’nın sırtlarında Gümüşsuyu olarak anılan semtte yer alan ve halk arasında Piere Loti Tepesi olarak bilinen bu tepenin konumu ve manzarası 19. yüzyılda İstanbul’a gelen yabancıları etkilemiş, seyahatnâmelerde ve yabancı kaynaklarda yer bulmuştur. Ayrıca Zal Mahmut Paşa Camii’nin sırtlarında, kayıtlarda adı Amcazâde Vakıf Arazisi olarak geçen, muhtemelen Mimar Sinan eseri olarak gösterilen Zal Mahmut Paşa Sarayı’nın olduğu arazi de tarihî yapı kalıntıları içindeki ağaçları ve Haliç manzarası ile Eyüp’ün hemen ilk bakışta seçilen tepesidir. Aşağıdaki haritada Eyüp ilçesinin eşyükselti eğrileri gösterilmektedir.

 

Eyüp merkez yerleşmesinin ana ulaşım aksları, vadi tabanlarına oturan yollardır. Ticaret birimleri ile yoğun konut alanları bu akslar çevresinde yer almıştır. Ancak vadiler yerleşmek için yeterli alan sunmadığından yapılaşma vadilerin her iki yakasında eğimli yamaçlarda devam etmektedir. Eğimin fazla olması nedeni ile çok katlı, yüksek yoğunluklu yapılaşma ana aksların çevresinde sınırlı kalmakta, eğimli yamaçlarda genelde daha az katlı yapılaşma görülmektedir.

Düğmeciler Caddesi referans noktası olarak ele alınırsa yerleşme üç bölgeye ayrılmış olur. Birinci bölge, caddenin kuzeydoğusunda yer alan Silahtarağa, İslambey mahalleleriyle doğusunda bulunan Eyüp merkez kesiminden oluşmaktadır. İkinci bölge, söz konusu caddenin bulunduğu çevre olan Düğmeciler ile Rami Cuma, Rami Yeni ve Topçular mahalleleridir. Üçüncü bölge ise caddenin güneyinde kalan Nişanca ve Defterdar mahalleleridir.

Rami Cuma Bölgesi’nin kuzey kısımlarındaki İslambey Mahallesi genelde düz alanlar üzerinde yer almakta ve burada 5–6 katlı yapılar bulunmaktadır. Eğimli alanlarda (%20-40) ise 1-2 katlı yapıların konumlandığı görülmektedir. Alanın kuzeydoğu kıyılarında bulunan Silahtarağa Mahallesi ise %40’lara varan eğimden dolayı 1-2 katlı konutların yer aldığı bir bölgedir. Aşağıdaki haritada Eyüp ilçesinin eğim yüzdeleri gösterilmektedir.  

 

Rami-Topçular Bölgesi’nin sanayiden ticarete dönüşen bölgelerinde kat adetleri yükselmeye başlamıştır. Yerleşme dokusu ızgara sistemde olup eğim açısından yerleşilebilecek en uygun düzlük alanlardan oluşmaktadır. Düğmeciler Mahallesi 3-4 katlı konutların bulunduğu planlı alandan meydana gelmiştir. Nişanca meydanı ve yakın çevresi 50 m. yükseklikte olup, Haliç’e doğru eğimlidir. Tarihî dokunun bulunduğu bölgelerde, göreceli olarak, yapılaşma yoğunluğu düşüktür.

Tarihî merkezde mezarlıkların bulunduğu bölge düzlükten başlamakta, yamaçlara tırmanmakta, %40+ eğimli alanlarda devam etmektedir. Silahtarağa Bölgesi’ndeki Pierre Loti Tepesi’nin de bulunduğu bölgeye kadar mezarlık alanları uzanmaktadır. Ayrıca yerleşmenin güneyinde de mezarlıklar bulunmaktadır.

Yerleşmede yoğunluk, eğim kriterine göre Silahtarağa’da (alanın kuzeydoğu kısımları)   1-200 ki/ha, 201-400 ki/ha yoğunluklu konut alanları, %40+ eğimli alanlarda yeşil alan, mezarlıklar ve benzeri kullanımlar, güneyde ve kıyı kesimlerinde 1-200 ki/ha ve 201-400 ki/ha yoğunluklu alanlar şeklinde dağılım göstermektedir. Düğmeciler ile İslambey Caddeleri arasında (%0-10) eğimli düzlük alanlarda ızgara sistemdeki dokuda 401-600 ki/ha ve 601-800 ki/ha yoğunluktaki konut alanları yer almaktadır.

3.1.3.              İLÇENİN JEOLOJİSİ VE DEPREMSELLİK DURUMU

Eyüp ilçesinin bugünkü kentsel yerleşme alanına tekabül eden kısmı ağırlıklı olarak 1. zamanda oluşmuş bir jeolojik yapıya sahip olmasına karşın, günümüzdeki jeolojik özelliklerin oluşmasında Haliç’in etkisi yüksektir. Haliç, İstanbul Boğazı’nın oluşumuna bağlı olarak II. zaman ile IV. zaman arasındaki süreç içinde gelişmiştir. II. zaman ile III. zamanda ortaya çıkan yükselme ve sıkışmalarla, eski bir akarsu vadisi olan Haliç, İstanbul Boğazı ile birlikte kırılmış, IV. zamanda denizlerin yükselmesi ile su altında kalmıştır. Haliç’e dökülen akarsular, II. ve III. zaman arasındaki kırılmalar ve sıkışmalarla zaman içinde Eyüp bölgesinin genel karakterini oluşturmuştur.

Haliç çevresindeki arazi, genellikle I. zaman karbonifer sistemine bağlı grovak, killi şist, silisli şist ve kalkerden oluşmaktadır. Kırıklı-kıvrımlı bir yapı gösteren bu kayaçlar, yüzeysel olarak düzensiz bir ayrışma gösterir; derinlere doğru, ayrışma derecesinin azalmasına bağlı olarak yoğunlukları ve basınca dayanıklılıkları artar. Haliç çevresindeki düzensiz ve nispeten yüksek dereceli ayrışma gösteren kayaçlar yapılaşmalara karşı düşük direnç göstermektedir. Bu, Haliç çevresindeki arazinin yapılaşma için uygun olmayan bir bölge olması anlamındadır.

Yörede, III. zaman miyosenine ait tabakalar yer yer ince bir örtü oluşturur. Kum ve çakılların daha yoğun olduğu yapı, erozyona karşı dirençli değildir. Bu nedenle kolayca aşınır ve taşınır. Bu bölgelerde erozyona karşı önlem alınması gerekmektedir. Özellikle Haliç çevresindeki diğer vadiler erozyona karşı dirençsiz alanlardır. Bu alanlarda erozyona karşı ağaçlandırma, set yapımı ve benzeri önlemlerin alınması gereklidir.

Bu yapıların üzerinde, Haliç kıyısı boyunca ve Eyüp merkezde batıya ve kuzeye uzanan vadilere doğru, kumtaşı ve killi toprak bulunur. Bu toprak sınıfı ağırlıklı IV. zaman deniz alüvyonu olarak betimlenmektedir. Bu toprak cinsinin üstünde de ince bir tabaka olarak suni dolgu (moloz dolgu) bulunmaktadır. Bu toprak cinsleri Haliç çevresinde ve Eyüp merkezde orta-düşük yoğunlukta yapılaşmaya direnç gösterebilmektedir. Bu da yapıların düşük yoğunlukta ve az katlı olarak ya da gelişmiş sistemler ile inşa edilmesini gerektirmektedir.

Eyüp yerleşmesinin güneyinden kuzeybatısına ve Gaziosmanpaşa’nın doğusuna doğru çizilen sınırın doğusunda kalan killi bölge içinde orta dirençteki topraklar kalmaktadır. Ancak Gaziosmanpaşa merkezinin doğusundan itibaren jeolojik yapı değişerek kum ve çakıllı, direnci düşük ve erozyon ile diğer aşınma ve taşınma etkilerine karşı zayıf bir yapı yer almaktadır. Eyüp’ün güney ve güneybatı sınırına doğru da aynı toprak yapısı görülmektedir. Killi toprak yapısı, orta-üst yükseklikte ve orta yoğunluktaki yapılara karşı dirençlidir. Kum ve çakıllı toprak yapısı ise erozyona karşı düşük dirençlidir ve ancak, gerekli yapılaşma önlemleri ile orta yoğunluktaki yapılaşmaları taşıyabilmektedir.

Eyüp yerleşmesi geri kalan toprak yapısını oluşturan ve genelini de kapsayan toprak yapısı killi şist ve grovak yapıdır. Alan, bu yapısı itibariyle bölgenin en dirençli alanı olmakta ve yapılaşmada yüksek yoğunluğa direnç göstermektedir.

Geleneksel yerleşim alanının ve anıt yapıların yoğunlaştığı Haliç çevresindeki, batı ve kuzeybatı yönlerinden gelen vadilerin kesişerek Haliç ile birleştiği düz alanda ağırlıklı olarak, kumtaşı, kil ve marnlı toprak ile bu toprak yapısının üstünde ince bir tabaka olarak karaya doğru kalınlığı azalan suni dolgu (moloz dolgu) bulunmakta olup, gelişmiş yapı sistemleri dışında, az yoğunlukta yapılaşmalara uygundur. Eyüp geleneksel yapılaşması bu özelliklere uygun olmakla beraber, yeni yapılaşmalar, toprak yapısının sahip olduğu direncin çok üstünde olmasa da, fazla baskı oluşturmaktadır.

Vadilerdeki yapılaşma, Eyüp Mezarlığı dışında, erozyon tehlikesini artıracak şekildedir. Başlangıçta düşük yoğunlukta yapılaşan bu alanlar dönüşüme uğrayarak yüksek yoğunlukta yapılaşmaya maruz kalmış, bu da tehlikeyi artırmıştır. Nitekim Haliç’e her yıl önemli miktarlarda toprak ve çeşitli katı malzeme akışı olmaktadır.

Rami Kışla Caddesi civarını kapsayan alan ise güneye doğru kil ve marnlı, kuzeye doğru kum ve çakıllı toprak yapısına sahip olmasına karşın yapılaşma, tüm aks boyunca benzerdir. Kum ve çakıllı alanlar erozyon tehlikesi yaratmasına rağmen bu alanlarda hiçbir önlem alınmamıştır. Her iki bölgede de yapılaşma orta-üst yoğunluktadır ve yüksek yoğunluğa dönüşmektedir. Eyüp’ün genel yapısında etkili çoğunluğu kapsayan killi şist ve grovak yapı ise yoğun yapılaşmaya direnç gösterebilen alanlardır. Eyüp ve Eyüp’te bulunan bazı yerleşim birimlerine ait jeolojik haritalar aşağıda verilmiştir.

Text Box:  

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

T.C. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı tarafından yayınlanan Türkiye Deprem Bölgeleri haritasına göre Eyüp ilçesi 2.ve 3. derece deprem bölgelerinde yer almaktadır.  İlçe merkezinden Kemerburgaz’a kadar olan bölge 2. derece deprem kuşağında yer alırken, Kemerburgaz’dan itibaren Karadeniz kıyılarına kadar olan ve daha çok köyleri içeren alan ise 3. derece deprem kuşağı içerisindedir. Aşağıdaki harita ilçenin deprem açısından risk derecesini göstermektedir.

 

İlçedeki arazi potansiyeli incelendiğinde, Eyüp ilçesi, İstanbul içerisinde yer alan ilçeler arasında Çatalca ve Küçükçekmece’den sonra, sıvılaşma potansiyelinin en yüksek olduğu yerdir. Özellikle Haliç’in kıyı kesimleri ve Haliç boyunca uzanan bataklıklar sıvılaşma potansiyeli yüksek olan yerlerin başında gelir. Ancak Eyüp’ün yeşil alan çokluğu, bu noktada da avantaj sağlamaktadır. Zira, bu kesimler çoğunlukla park ve yeşil alan olarak kullanılmaktadır. 

 

Olası bir deprem durumundaki senaryoları değerlendirmek için İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) tarafından 2002 yılında yürütülen bir çalışmada, olası bir depremin sonuçlarını tespit etmek için 2 farklı model geliştirilmiştir. Geliştirilen bu modellere göre İstanbul’daki yapılarda meydana gelebilecek hasarlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Geliştirilen 2 farklı modelin ayrıntıları aşağıdaki gibidir:

Model A

Toplam ağır hasarlı bina sayısı 51.000 olarak hesaplanmıştır. Bu sayı, çalışma alanı dahilindeki toplam bina sayısının % 7,1’idir. Kullanılmak için onarıma ihtiyaç duyulan ağır ve orta hasarlı binaların sayısı 114.000 olarak hesaplanmıştır. Sonuçlar göstermektedir ki, deprem şiddetinin farklı dağılımından dolayı İstanbul’un güney kesimindeki hasar, kuzey kesiminden daha ağır olacaktır. Avrupa yakasının güney sahili en ciddi şekilde etkilenecek alandır. Sahil kesimi boyunca birçok mahallede binaların % 30’undan fazlası ağır hasar görecektir. Avrupa yakasında birçok mahallede ve Anadolu yakasında bazı mahallelerde 200’den fazla bina ağır hasar görecektir.

 Model B

Toplam ağır hasarlı bina sayısı 59.000 olarak hesaplanmıştır.  Bu sayı, çalışma alanı dahilindeki toplam bina sayısının % 8,2’sidir. Kullanılmak için onarıma ihtiyaç duyulan ağır ve orta hasarlı binaların sayısı 128.000 olarak hesaplanmıştır. Hasar dağılım şekli Model A ile neredeyse aynıdır. Avrupa yakası sahil kesimindeki bir mahallede binaların % 40’ından fazlası ağır hasar görecektir. Avrupa yakasında birçok mahallede ve Anadolu yakasında bazı mahallelerde 200’den fazla bina ağır hasar görecektir.

Bu modellere göre, Eyüp ilçesinde her iki model bazında meydana gelebilecek tahmini hasarlı bina sayısı ve hasar dereceleri aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.

 

MODEL 

TOPLAM BİNA SAYISI

Ağır Hasarlı

Ağır+Orta Hasarlı

Ağır-Orta-Az Hasarlı

SAYI

%

SAYI

%

SAYI

%

MODEL A

25.718

1.890

7,3

4.122

16,0

8.979

34,9

MODEL B

25.718

2.044

7,9

4.414

17,2

9.426

36,7

 

Yukarıdaki tablolar ve İstanbul genelindeki veriler incelendiğinde Eyüp ilçesinin, hasar görme düzeyi bakımından, İstanbul ilçeleri arasında orta derecedeki ilçelerden biri olduğu görülmektedir.

 

Aynı biçimde ilçe merkezinde meydana gelebilecek can kaybı ve yaralanmaları tespit etmek amacı ile yapılan çalışmada da iki farklı model kurgulanmıştır. Bu modellere göre ilgili veriler aşağıdaki tabloda gösterilmektedir:

 

MODEL

TOPLAM NÜFUS

Ölü

Ağır Yaralı

SAYI

%

SAYI

%

MODEL A

235.116

1,684

0.7

3,316

1.4

MODEL B

235.116

1,938

0.8

3,742

1.6

 

Bina yıkımlarında olduğu gibi can kaybı ve yaralanmalarda da Eyüp ilçesi İstanbul ilçeleri arasında orta grupta yer almaktadır.

İlçenin jeolojik yapısı dikkate alındığında, Alibeyköy bölgesinin genel anlamda yerleşime uygun alanda kaldığı görülmektedir.

3.1.4.               İLÇENİN İKLİMİ VE BİTKİ ÖRTÜSÜ

Eyüp’ün iklimini, İstanbul il bütününde yer aldığı alanın Haliç’den Karadeniz’e uzanması nedeniyle belirli bir iklim tipi içinde değerlendirme imkânı yoktur. Eyüp ilçesi coğrafi konumu ve fiziki coğrafya özellikleriyle aynı enlemde yer alan birçok yerleşim yerinden daha farklı iklim özelliklerine sahiptir. Alan, Akdeniz ve Karadeniz iklimlerinin kesişme sahasıdır. Genel olarak bozulmuş Akdeniz iklimi ile etkisini yitirmiş Karadeniz ikliminin hakim olduğu bir geçiş alanıdır. Kuzeye doğru çıkıldıkça yaz yağışlarının oranında artış olmaktadır. Bunda Karadeniz’e yaklaşmanın rolü büyüktür.

Hakim rüzgârlar poyraz ve lodos, yıllık sıcaklık ortalaması 13 ºC, en soğuk ay ortalaması 5 ºC, en sıcak ay ortalaması  22 ºC, yıllık yağış ortalaması 789 mm.dir.

Eyüp kırsal alanının bitki örtüsü, Karadeniz’e uymuş ağaçsı maki bitki topluluklarından, çayırlardan ve orman alanlarından oluşmaktadır. İstanbul ormanları ile ilgili genel sorunlar Eyüp  ilçesi idari sınırları içindeki ormanlık alanlarda da yaşanmaktadır. İstanbul Metropoliten Alanı’nın Batı Yakası Trakya kesiminde yaşayan nüfusun önemli kısmı ilçe ormanlarının hemen güneyinde yaşamakta, İstanbul’un yeni yerleşime açılan pek çok yeri ormanlık alanların bitişiğinde, hatta içinde bulunmaktadır. Kemerburgaz, Göktürk, Çiftalan, Ağaçlı gibi yerleşmeler yakacak ve yapacak gereksinmelerini karşılamak için orman bitki örtüsünü tahrip etmektedir. Ayrıca başlangıçta kırsal nitelikli olan yerleşmeler orman içinde genişlemeye devam etmektedir. Ormanlar giderek yerleşim alanlarının içinde kalmış, bu da orman bitki örtüsünde önemli azalmalara neden olmuştur.

3.1.5.               İLÇENİN SU YÜZEYLERİ

İlçe sınırları içinden Alibeyköy ve Kâğıthane dereleri geçerek Haliç’e dökülmektedir. Arnavutköy ve İmrahor yörelerinin sularını alan Alibeyköy Deresi önce doğuya, sonra da güneye, Haliç’e yönelmektedir. Yaklaşık 50 km uzunluğundaki derenin üzerine Alibey Barajı kurulmuştur. Toprak dolgu tipinde inşa edilen barajın göl alanı 1,66 km²’dir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Su hacmi mevsimlere göre değişiklikler göstermekle birlikte Alibey Barajı İstanbul’un su gereksiniminin % 6,6’sını karşılamaktadır. Ancak havza, Türkiye genelindeki köyden kente göç olgusu, konumunun uygunluğu, ulaşımın kolay sağlanması nedeniyle hızlı ve denetim dışı gelişen konut alanlarının tehdidi altındadır. Kâğıthane Vadisi İhsaniye Köyü’nün güneybatısından başlayarak, Alibey Vadisi’ne koşut olarak güneybatı yönünde uzanmaktadır. Belgrad Ormanı’nın bir bölümünün suyunu toplayarak ve Göktürk civarında meyve ve sebze tarımı açısından verimli düzlüklerle genişleyerek geniş bir yay çizmekte ve Haliç’e açılmaktadır.

Eyüp tarihî merkezi Haliç doğal suyolu üzerinde bulunmaktadır. İstanbul ve Beyoğlu platolarını birbirinden ayıran Haliç’in oluşumu Boğaziçi ile aynıdır. Haliç, Çatalca Yarımadası’nın yağış alanı en büyük çukurluğudur. Bir akarsu gibi menderes çizen, girinti ve çıkıntıları, küçük koyları ve burunları bulunan, güneydoğu-kuzeybatı doğrultusunda uzanan Haliç’in ağzı ile Kâğıthane ve Alibeyköy derelerinin bitimi arasında yaklaşık 8 km mesafe vardır. Haliç’in en geniş yeri ağız kısmında 1010 m., iç kısmında ise Kasımpaşa - Cibali arasında 700 m.’dir. Haliç’in en derin yeri Galata ve Atatürk Köprüleri arasında 42 m.’dir. Haliç bilinçsiz kullanım sonucu, tehlikeli bir kirlenme alanı haline gelmiş, gerek alüvyon birikmesi gerekse kent atıkları nedeniyle uç kısmına doğru, özellikle Halıcıoğlu - Eyüp arasında, derinlik 5 m.’nin altına düşmüştür. Son zamanlarda yapılan Haliç’i temizleme çalışmaları ile Haliç, suyolu olarak yeniden kullanılmaya başlanmıştır.

3.1.6.              İLÇENİN DEMOGRAFİK YAPISI

İlçenin toplam nüfusu 346.850 kişidir. Bu nüfusun 337.749’u ilçe merkezinde, 9.101’i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır. İlçe merkezinde yaşayan nüfus, toplam nüfusun %97’isni oluştururken, köy nüfusu %3'nü oluşturmaktadır. İlçe merkezinde erkek ve kadın nüfus oranı hemen hemen aynıdır (Merkezde bulunan nüfusun % 51’inin erkek nüfus oluştururken, %49’unu ise kadın nüfus oluşturmaktadır). Köyde bulunan nüfusun %56’sını erkek, %44’ünü ise kadın nüfus oluşturmaktadır. Toplamda bakıldığında, kadın ve erkek nüfus oranı, ciddi bir farklılık göstermemektedir. Aşağıdaki tabloda ilçe merkezi ve köylerdeki nüfus sayıları verilmiştir.

İlçe merkezindeki nüfusun mahallelere göre dağılımı aşağıdaki tablodaki gibidir.


 

NO

MAHALLE ADI

NÜFUS

1

Çırçır

27.394

2

Defterdar

6.708

3

Düğmeciler

20.000

4

Emniyettepe

7.000

5

Esentepe

16.000

6

Eyüp Merkez

11.663

7

Güzeltepe

25.959

8

Karadolap

26.776

9

Mimar Sinan

5.500

10

Mithat Paşa

7.320

11

Nişanca

25.000

12

Rami Cuma

14.177

13

Rami Yeni

13.500

14

Sakarya

8.721

15

Silahtarağa

9.001

16

Topçular

5.835

17

Yeşilpınar

27.945

18

İslambey

14.000

19

Akşemsettin

43.700

20

Alibeyköy

11.550

21

Yayla

10.000

TOPLAM

337.749

 

İlçe merkezinin nüfusu mahalleler bazında incelendiğinde, Akşemsettin Mahallesi (%12,94) en çok nüfus barındıran mahalledir. Akşemsettin Mahallesi'nin ardından en çok nüfus barındıran iki mahalle ise Çırçır ve Yeşilpınar mahalleleridir. En az nüfus barındıran mahalle ise Mimarsinan (%1,63)Mahallesidir. Mimarsinan Mahallesi'nin ardından en az nüfus barındıran iki mahalle, Topçular ve Defterdar mahalleleridir. Aşağıdaki grafikte ilçenin merkez nüfusunun mahalleler bazında yüzde oranları gösterilmektedir.

 


İlçede bulunan köylerin nüfus dağılımları ise aşağıda verildiği gibidir:

 

NO

KÖYÜN ADI

TOPLAM

1

Akpınar Köyü

1.500

2

Çiftalan Köyü

300

3

Ağaçlı Köyü

915

4

Işıklar Köyü

846

5

İhsaniye Köyü

220

6

Odayeri Köyü

320

7

Pirincçi Köyü

5.000

 TOPLAM

9.101

 

Köylerdeki nüfus, köyler bazında ayrı ayrı incelendiğinde, Pirinçci köyü %54,94 oran ile en çok nüfusu barındırmaktadır. Pirinçci köyünün ardından en çok nüfus barındıran köy %16,48 oranla Akpınar köyüdür. En az nüfus barındıran köyler ise % 2,424 oran ile İhsaniye köyü ve % 3,3 oran ile Çiftalan köyüdür. Aşağıdaki grafikte nüfusun köyler bazında oranları gösterilmektedir:

 

 

Resmî rakamlar incelendiğinde, Eyüp ilçesinin yıllar bazında nüfus artış hızı 80-90’lı yıllarda %30, 90-2000’li yıllarda ise %21 oranındadır. 2000 yılından sonra resmî nüfus sayımı yapılmadığından, ilçenin 2006 yılı nüfusu mahalle muhtarlarından elde edilen verilere göre tespit edilmiştir. Aşağıdaki tablo ve grafikte Eyüp ilçesinin 1980-2006 yılları arasındaki nüfus rakamları gösterilmektedir.

 

YIL

NÜFUS

1980

162.244

1985

182.464

1990

211.986

1997

249.662

2000

255.912

2006

346.850

 

 

Eyüp’ün nüfusu sürekli artmakla birlikte İstanbul nüfusundan aldığı pay 1980’den bu yana azalmaktadır. Büyükşehir’e göre nüfusun az artmasında İstanbul’un yeni ilçelerine olan göç hızının artması kadar Eyüp’le ilgili idarî kararlar da etkili olmuştur. Özellikle Bayrampaşa’nın ayrı bir ilçe haline getirilmesi ve Göktürk İlk Kademe Belediyesi’nin ayrılması Eyüp ilçesinin toplam nüfusunun azalmasında etkili olmuştur.

 

3.1.7.              İLÇENİN SOSYO-EKONOMİK YAPISI

3.1.7.1.          Ekonomik Yapı ve Gelir Düzeyi

İstanbul genelinde çalışanların sektörlere göre dağılımı incelendiğinde, sanayi sektörü hizmet sektörünün oldukça arkasında yer alsa da, Eyüp hâlâ bir sanayi yerleşimidir. İlçede çalışan nüfusun %34'ü imalat sektöründedir. Hizmet sektöründe çalışanların oranı ise %27'dir. Dikkat çekici bir başka olgu ise rant gelirine sahip aile reislerinin %5 gibi düşük bir oranda kalmasıdır. Bu verilerden de anlaşılabileceği gibi Eyüp halkının gelir düzeyi düşüktür.  Nitekim 2005 yılında ilçede yapılan bir ankete göre halkın %72,1'inin geliri aylık 1000 YTL'nin altındadır. Ancak Eyüp'ün gelir dağılımı Türkiye geneliyle karşılaştırıldığında dengelidir. Aylık 350YTL ve daha düşük gelire sahip kesim %5'lik bir orana sahipken 2000 YTL'den daha yüksek gelire sahip Eyüplüler toplam nüfusun %8'ini oluşturmaktadır. Halkın büyük kısmının(%72,9) kendini orta halli gördüğü ilçede, gelir grupları arasında büyük bir uçurum yoktur. Ancak yukarıdaki verilere dayanarak, ülke genelinde önemli bir sorun olan gelir dağılımı eşitsizliğinden Eyüp'ün de payını aldığı söylenebilir.

 

Eyüp İlçesiyle ilgili sosyo-ekonomik göstergeleri şöyle sıralayabiliriz:

 

v      Çalışan nüfusunun sektörlere göre dağılımında %34’le imalat sektörü birinci, %27 ile toplumsal ve kişisel hizmetler ikinci sıradadır.

v      Toptan ve perakende ticaretle uğraşanlar çalışan nüfusun %22’sini oluşturmaktadır.

v      Çalışan çocuk sayısı %40 düzeyindedir.

v      Hane başkanlarının %73’ü çalışırken %16’sı emekli, %5’i ise rant sahibidir.

v      Çalışan hane başkanlarının %35’i ücretli statüsünde istihdam edilmektedir.

v      Nüfusun çoğu Eyüp merkezinde çalışmaktadır.

v      Altı yaş üzerindeki nüfusun %3’ü okuryazar değilken %9’u sadece okuryazar, %45’i ilkokul mezunu, %16’sı lise mezunu, %4’ü üniversite mezunudur. Bu nüfusun %14’ü ilköğretim, %5’i lise ve %3’ü üniversite öğrencisidir.

v      İlköğretim düzeyinde okullaşma oranı %83’tür.

v      Okullaşma oranı orta öğretimde %40’a düşmektedir.

v      Ulaşımda yaya ulaşımı ve otobüs tercih edilmektedir. En az kullanılan ulaşım araçları ise ticarî taksi ve raylı ulaşım araçlarıdır.

 

3.1.7.2.          Sanayi ve Ticaret

İlçede orta, küçük işletme niteliğinde iş yerlerinin sayısı oldukça fazladır. İlçede toplam 4.600 adet sıhhi, 14.970 adet gayri sıhhi işletme bulunmaktadır. Önemli sanayi kuruluşu olarak Uzel Traktör Fabrikası gösterilebilir. Ayrıca ilçe merkezinde tekstil imalatı yapan fabrikalar bulunmaktadır. Türkiye genelinde olduğu gibi Eyüp’te de işsizlik temel bir sorundur.

 

İlçenin Rami-Topçular, Alibeyköy ve Kemerburgaz bölgeleri sanayinin en yoğun olduğu alanlardır. Bu bölgelerde değişik iş kollarında faaliyette bulunan büyük, orta ve küçük işletme niteliğinde iş yerleri mevcuttur.

 

Rami-Topçular Sanayi Bölgesi, Eyüp’ün iç dinamiğine bağlı olarak gelişmemiştir. Bu bölge, başlangıçta tarihî yarımada içinde bulunan sanayinin sur dışındaki bölgelere taşınmasıyla 1950’li yıllardan sonra oluşmuştur. Eyüp-Alibeyköy bölgesinin bugünkü yapılanmasında büyük bir payı vardır. Bu bölgede yer alan küçük sanayi, başta yakın çevresindeki sanayi kuruluşları olmak üzere, İstanbul imalat sanayinin geneline üretim yapmakta, bir bölümü de Eyüp’teki yerleşik nüfusa hizmet vermektedir. Başta metal olmak üzere, plastik, dokuma ve mobilya sektörlerinde hizmet veren ve 1975–1980 yılları arasında en yoğun dönemini yaşayan küçük sanayi, 1980 yılından sonra düşüşe geçmiştir.

 

Özellikle Haliç kıyısına paralel olarak yapılan büyük işyerleri ve fabrikalar, doğal yapıyı bozarak Haliç’in kirlenmesine yol açtığından, 1984 yılından itibaren il sınırları içindeki sanayi bölgelerine kaydırılmıştır. Diğer bir ifadeyle bölge tamamen iş yerlerinden arındırılarak, yeşil alan haline getirilmiştir.

 

3.1.7.3.          Madencilik

Maden akımından hayli fakir sayılan İstanbul'un Eyüp ilçesi, kapsadığı alanın özellikleri itibariyle kömür ocaklarıyla kaolen ve kil yatakları açısından, özel bir duruma sahiptir.

 

Ağaçlı yöresi kil ve kaolen rezervlerinden çıkarılan hammadde tuğla-kiremit üretiminde kullanılmaktadır. Turp (turba) ya da linyit üretimi, Kemerburgaz ve çevresindeki alanlarda, orman içinde ve kıyıda açılan ocaklarda yapılmaktadır.  Geçmişte faal çalışan bu ocakların yılda bir milyon tona ulaşan üretimi, günümüzde beşte bir oranında gerçekleşmektedir. Bunda bir kısım rezervin tükenmiş olması, çıkarımın bilimsel yöntemlerle yapılmamasıyla oluşan kayıplar, İstanbul kentsel alanında hava kirliliğinin azaltılması için alınan önlemler etkendir.

 

İlçeye bağlı Akpınar, Ağaçlı ve Çiftalan köylerinde açık işletme şeklinde çalıştırılan linyit kömür ocaklarındaki üretim faaliyetleri ilçe ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Bu kömür ocaklarında üretilen kömürün, hava kirliliği nedeniyle İstanbul sınırları içerisinde satışına izin verilmemekte, çevre illere sevk edilmektedir.

 

3.1.7.4.          Tarım ve Hayvancılık

Kemerburgaz ve Göktürk bölgelerinde sebze ve meyve tarımı yapılmaktadır. Daha ziyade domates, patlıcan, biber, salatalık, kabak, kıvırcık, lahana, maydanoz, yeşil soğan ve fasulye vb. sebzeler yetiştirilerek İstanbul halkına pazarlanmaktadır. Ekili arazi miktarı ile yıllık ortalama tarım potansiyeli aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

 

CİNSİ

EKİLEN ARAZİ

ÜRETİM MİKTARI

SEBZE

408 Hektar

20.229 ton

MEYVE

6 Hektar

310,6 ton

 

Alibeyköy bölgesi ile Kemerburgaz bucak merkezi ve bağlı köylerde, süt ve besi hayvancığı ve arıcılık yapılmaktadır. Hayvancılık sektörünün ilçe ekonomisine katkısı küçümsenemeyecek derecede olup, sadece Kemerburgaz yöresinde çok sayıda mandra mevcuttur. Ayrıca ilçenin kuzeyinde bulunan Belgrad Ormanları'ndan orman ürünleri istihsali yapılmaktadır.

 

3.1.8.              İLÇENİN SOSYO-KÜLTÜREL DURUMU

3.1.8.1.          Genç Nüfusa Yönelik Değerlendirme

Anadolu’daki pek çok ilimizden daha büyük bir nüfusa sahip olan Eyüp’te bulunan genç nüfus, ilçe nüfusu içinde önemli bir paya sahiptir. 2005 sonbaharında yapılan bir ankette 35 yaş altındakilerin toplama oranı %40,9 çıkmıştır. Gençliğe yönelik faaliyetlere katılma ihtimali düşük olan 55 ve üstü grubun toplama oranının %11,8 olduğu da dikkate alındığında, toplumun yaklaşık %90’ının kültürel ve sportif faaliyetlerin muhatabı olduğu düşünülebilir. Halkın bu kadar büyük kesimini ilgilendiren bir alanda, sosyal belediyecilik ile ilgili çalışmalar ve uygulamaları önem kazanmaktadır. Belediyenin yıllardan beri süregelen sosyal belediyecilik çalışmalarının sürekliliği sağlanmalı; bu çalışmalar değişen ihtiyaçlara göre şekillendirilmelidir. Aynı ankette halkın, altyapıdan sonra belediyeden beklentisinin sosyal ve kültürel faaliyetler olduğu görülmüştür.

 

Belediyenin futbol takımları yanında yapmayı düşündüğü yüzme havuzu, spor hizmetine yönelik diğer bir projesidir. Büyükşehir’e bağlı Feshane’nin tadilatı sonrasında kültür ve kongre merkezi olarak açılması, ilçe adına çok olumlu olsa da, buranın daha aktif bir kullanıma ulaşması üzerinde durulması gereken bir konudur.

 

Tarihî zenginliğini değerlendirmek ve turizm alanında bundan yaralanmak isteyen Eyüp Belediyesi’nin etkinliklerini bu doğrultuda yürütmesi olumlu bir gelişmedir. Bununla birlikte gençlerin farklı sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak için ilçede sinema, tiyatro, sergi ve konser gibi etkinlikler tertiplenmesi düşünülebilir.

 

3.1.8.2.          Sosyal Durum

Eyüp ilçesi son 30 yıldan beri her yıl artan Anadolu’dan İstanbul’a göç olgusuyla birlikte ortaya çıkan sağlıksız kentleşme ve sanayileşmeden en çok etkilenen ilçelerden biridir.

İlçe halkının büyük bir bölümünü Anadolu’nun değişik yörelerinden iş bulmak amacıyla gelip gece kondularda yaşayan dar gelirli ailelerle Yugoslavya, Bulgaristan gibi ülkelerden gelen göçmen vatandaşlarımız oluşmaktadır. Ayrıca 1989 yılında Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi tutulan soydaşlarımızın bir bölümü ilçemizde yerleşik durumdadır. Halkın gelir seviyesinin düşük olması, sosyal hayatı olumsuz yönde etkilemektedir.

İlçe merkezinde 1 adet şehir stadı, Haliç-1 ve Haliç-2 sahaları ile 1 adet kapalı spor salonu mevcuttur. Ayrıca Alibeyköy stadyumu ve kapalı spor salonu faaliyettedir. İlçede yaşayan gençler boş zamanlarında bu spor komplekslerinden yararlanmakta ve sportif faaliyetlerde bulunmaktadırlar.

İlçede bulunan Halk Eğitim Merkezi’nde değişik branşlarda eğitim ve kurslar verilerek halkın bilgi düzeyi ve yetenekleri artırılmaktadır.

Ebu Eyyub El-Ensari’nin türbesinin burada bulunması, tarihî dokusu nedeniyle önemli bir dinî cazibe merkezi olması ve büyük iç turizm potansiyeline rağmen, ilçede yıldızlı otel ve turizm belgeli sosyal tesis ve işletme bulunmamaktadır.

 


 

3.1.8.3.          Kültürel Etkinlikler

 

İlçede belediyeye ait içinde 3 adet sinema salonu bulunan Eyüp Belediyesi Kültür Merkezi mevcuttur. İlçede resmi bir tiyatro sahnesi olmayıp, kültür merkezi bünyesinde 1 adet tiyatro salonu bulunmaktadır. Eyüp ilçesinde çok fazla sayıda kültürel tesis olmamasına rağmen, Eyüp Belediyesi yapmış olduğu kültürel etkinliklerle ilçenin kültürel alandaki açığını kapatmaya çalışmaktadır. Öğrencilere ve halka yönelik etkinlikler, dinî günlerde yapılan etkinlikler, kültür-sanat ve bilimsel etkinlikler her yıl periyodik olarak yapılmaya çalışılmaktadır. Yapılan kültürel etkinlilerle ilgili bilgiler aşağıda verilmiştir:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

v      Milli bayramlarda yapılan şölenler (23 Nisan, 19 Mayıs)

 

v      Bilgi ve kültür yarışmaları

v      Şiir, makale ve resim yarışmaları

v      Spor müsabakaları ve turnuvalar

v      Sünnet şöleni

v      Boğaz gezileri

v      Uçurtma şöleni

v      Mısır şöleni

v      Özel gün kutlama ve etkinlikleri    

     (Anneler Günü, Çevre Günü vb.)

v      Kandil geceleri etkinlikleri

v      Dinî bayramlarda yapılan etkinlikler

v      Ramazan etkinlikleri

v      Kutlu Doğum Haftası

v      Çanakkale Zaferi

v      10 Kasım Atatürk’ün Anma Törenleri

v      İstiklal Marşı’nın kabulü etkinliği

v      Eyüp Oyuncakçılığı projesi,

v      Eyüp Müzesi Projesi

v      Hat, Ney, Tezhip, Ebru, Çini dersleri

v      Eyüp Sultan Sempozyumları

v      Geleneksel ve Çağdaş Sanatlar Sergisi

 

3.1.9.              İLÇENİN ULAŞIMI

 

3.1.9.1.          Karayolu Ulaşımı

Eyüp ilçesinin Haliçten Karadeniz’e uzanan yönetim alanını, İstanbul’dan geçen uluslar arası otoyolları (TEM ve D–100) bölmektedir. Bu yollar ve bunları birbirine bağlayan iki aks kentsel alanın da sınırlarını oluşturmaktadır. Bunlardan TEM ile D-100 arasındaki bağlantıyı sağlayan batıdaki yolun bir kısmı (Rami Kışla Caddesi) aynı zamanda Eyüp ilçesinin Bayrampaşa ile sınırını teşkil eder ve E-6 Havaalanı yolunun uzantısıdır. Diğer bağlantısı ise Haliç kıyı yolunun devamı olarak inşa edilen Ayvansaray-Eyüp-Alibeyköy sahil yoludur. Eyüp, yakın çevresi ile ilişkisini iki arterle sağlamaktadır. Bunlar, Eyüp’ü Eminönü’ne bağlayan Rami Kışla Caddesi (Eski Edirne Asfaltı) ve 1. Çevre yoludur (Mecidiyeköy-ŞişliYeşilköy). Bunların yanında Eyüp Bulvarı, Eyüp’ü Edirnekapı üzerinden Fatih ve Aksaray’a bağlamaktadır. Haliç’in karşı yakasından geçen kıyı yolu kuzeye doğru Kemerburgaz ve Göktürk yönünde devam etmektedir. Bu yol Eyüp’ün kırsal alanıyla ilişkisini sağlayan ana aksdır ve Işıklar, İhsaniye üzerinden Karadeniz kıyısına yönelmektedir. Bu yoldan ayrılan tali bir başka yolsa, Odayeri üzerinden kuzeydoğu istikametinde Ağaçlı’ya ulaşmaktadır. Ancak Alibeyköy baraj gölü havzasında kalan Pirinççi ve Yayla yerleşmelerine bağlantı, Gaziosmanpaşa ilçesinden Habibler üzerinden sağlanmaktadır. İslambey Caddesi, Eyüp Sultan Bulvarı ve Düğmeciler Caddesi Eyüp tarihî merkezini konut bölgelerine bağlayan ulaşım akslardır ve Eyüp tarihî merkezini çevreleyen yolda son bulmaktadır.

 

Hz.Peygamberin mihmandarı Ebu Eyyüb El-Ensari’nin türbesinin ilçede bulunması, ilçeyi dinî bir cazibe merkezi haline getirmiştir. Bu bakımdan özellikle Ramazan aylarında ve kandil gecelerinde ulaşımda büyük sıkıntılar yaşanmakta ve âdeta trafik tıkanmaktadır. Tarihî dokusu, sit alanı olması, ilçe merkezinde sokak ve caddelerin son derece dar olması, ihtiyaca cevap vermeyi güçleştiren etkenlerdir. Eyüp Sultan Camii ve yakın çevresi yayalaştırılmış olup, trafikten arındırılmıştır.

 

Otogar- Vatan Caddesi Metro güzergâhı, Bayrampaşa İstasyonu Eyüp ilçesi sınırındadır. Ayrıca Eyüp ilçesinden Seyrantepe- Alibeyköy- Gaziosmanpaşa- Kazlıçeşme metro hattı, Haliç çevresi tramvay hattı çalışmaları devam etmektedir. Aşağıda ilçenin ulaşım planlama haritası yer almaktadır.

 

İlçede toplu taşımacılık yoğun olarak otobüs ile yapılamamaktadır. İlk hareket noktası Eyüp ilçesi olan 25 farklı hat bulunmaktadır.

İlçede en sık çalışan İ.E.T.T. otobüs hatları Eyüp merkezden kalkan hatlardır. Hatların en yoğun bağlantı kurduğu ilçeler Eminönü ve Şişli’dir. Alibeyköy ve çevresine ait hatlar daha çok Eminönü ile bağlantılı olsa da, Alibeyköy’den geçen ve Eyüp’ü transit olarak kullanan Şişli hatları daha sık çalışmaktadır. Bu durum, Alibeyköy trafiğinin  Kâğıthane üzerinden Şişli ile de yoğun olduğunu göstermektedir. Eyüp’ü transit olarak kullanan İ.E.T.T. hatları öncelikle Şişli ve daha sonra da Eminönü ile ulaşım ilişkileri kuran hatlardır.

İlk hareket noktası Eyüp ilçesi olmayıp, Eyüp ilçe sınırlarında bulunan mahallerden geçen hatlara ilişkin sayılar aşağıdaki tabloda verilmiştir.

2.               Mahalle Adı

3.               Mahalleden Geçen Hat Sayısı

4.               Merkez Mahallesi

5.               18

6.               Defterdar Mahallesi

7.               62

8.               Düğmeciler Mahallesi

9.               6

10.         İslambey Mahallesi

11.         12

12.         Nişanca Mahallesi

13.         17

14.         Topçular Mahallesi

15.         14

16.         Silahtarağa Mahallesi

17.         16

18.         Sakarya Mahallesi

19.         13

20.         Rami Cuma Mahallesi

21.         9

22.         Rami Yeni Mahallesi

23.         20

24.         Esentepe Mahallesi

25.         16

26.         Alibeyköy Merkez Mahallesi

27.         19

28.         Çırçır Mahallesi

29.         13

30.         Akşemsettin Mahallesi

31.         13

32.         Emniyettepe Mahallesi

33.         9

34.         Güzeltepe Mahallesi

35.         28

36.         Karadolap Mahallesi

37.         16

38.         Yeşilpınar Mahallesi

39.         10

40.         Mimarsinan Mahallesi

41.         2

 

Mahallelerde bulunan cadde ve sokak sayılarına ilişkinin bilgiler aşağıdaki tabloda verilmiştir.

NO

MAHALLE

CADDE SAYISI

SOKAK SAYISI

1

Akşemsettin

7

59

2

Alibeyköy Merkez

13

73

3

Çırçır

12

94

4

Defterdar

8

32

5

Düğmeciler

7

50

6

Emniyettepe

10

58

7

Esentepe

4

74

8

Eyüp Merkez

11

50

9

Güzeltepe

13

102

10

Yeşilpınar

4

77

11

İslambey

11

79

12

Karadolap

10

88

13

Mimar Sinan

7

42

14

Mithatpaşa

8

55

15

Nişancı

15

81

16

Rami Cuma

9

23

17

Rami Yeni

5

30

18

Sakarya

6

43

19

Silahtarağa

7

27

20

Topçular

13

39

TOPLAM

180

1176

 

İlçede İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin kontrolünde bulunan ana arterlerin listesi aşağıdaki tabloda verilmiştir. Sadece Eyüp ilçesinde toplam 42 ana arter bulunmaktadır. Bu ana arterlerden 23 tanesi mevcut ana arter olup, 19 adedi UKOME kararı ile ana arter olan caddelerdir. Bu ana arterlerin dışında Eyüp ilçesinden geçen ve başka ilçeleri de içeren ana arterler mevcuttur.  Eyüp-Bayrampaşa arasında 1 adet mevcut ana arter, 2 adet UKOME kararlı ana arter, Eyüp-Gaziosmanpaşa arasında 3 adet UKOME kararlı ana arter, Gaziosmanpaşa-Eyüp arası 1 adet mevcut ana arter ve Kâğıthane-Eyüp arasında 2 adet mevcut ana arter, 1 adet UKOME kararlı ana arter bulunmaktadır. Bu ana arterlerin isimleri, hangi mahalle/mahallelerden geçtikleri ve uzunlukları ile ilgili bilgiler aşağıdaki tabloda verilmiştir. Bu ana arterlerin yapımı, bakımı, temizlenmesi vb. tüm hizmetleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülmekte olup, ihtiyaç duyulduğunda Eyüp Belediyesi’nin ilgili birimleri ana arterlerde yürütülen çalışmalara destek vermektedirler.

 

EYÜP İLÇESİ İÇİNDE YER ALAN MEVCUT ANA ARTERLER

NO

CADDE İSMİ

MAHALLE

UZUNLUK(m)

1

8 Mayıs Kavşağı Bağ.Yolları

Nişanca

646

2

Alibeyköy Yıldız Tabya Cad.

Sakarya-Esentepe

1.129

3

Atatürk Bulvarı

Karadolap-Çırçır

1861

4

Atatürk Cad.

Alibeyköy Merkez

3.713

5

Beylerbeyi Cad.

Topçular

900

6

E 80 (O-2) Bağ.Yolu

Merkez

289

7

Edirnekapı – Rami Cad.

Defterdar

1.030

8

Eyüp Sultan Bulvarı

Nişanca

1.367

9

Fevzi Paşa Cad.

Defterdar

50

10

Gaziosmanpaşa Cad.

Karadolap-Esentepe

1.312

11

Güngören Cad.

Çırçır

486

12

Hasdal – Kemerburgaz Yolu

Kemerburgaz

1.824

13

Kazım Karabekir Cad.

Emniyettepe

1.048

14

Maltepe Cad.

Topçular

462

15

Mareşal Fevzi Çakmak Cad.

Güzeltepe

1.086

16

Namık Kemal Cad.

Alibaköy Merkez-Karadolap

902

17

Reşadiye Cad.

Rami Yeni

641

18

Savaklar Cad.

Defterdar

542

19

Saya Yolu Cad.

Karadolap-Çırçır

836

20

Silahtarağa Cad.

Merkez-Silahtarağa

3.118

21

Talimhane Cad.

Rami Yeni

524

22

Topçular Cad.

Topçular

436

23

Yavedut(Demirhisar) Cad.

Demirhisar

996

24

İskele Cad.

Merkez

150

25

Bülbüldere Cad.

Merkez

202

26

Eski Yeni Dere Cad.

Merkez

137

27

Gümüşdere Cad.

Merkez

373

28

Gümüşsuyu Cad.

Merkez

296

TOPLAM

26.356

 

 

EYÜP İLÇESİ İÇİNDE YER ALAN VE UKOME KARARI İLE ARTER OLAN CADDELER

NO

CADDE İSMİ

MAHALLE

UZUNLUK (m)

1

Alperen Cad.

Akşemsettin

449

2

Atar (Güzelyayla) Cad.

Alibeyköy Merkez

448

3

Fatih Sultan Mehmet Bulvarı

Güzeltepe

2.738

4

Cengiz Topel Cad.

Akşemsetin

1.431

5

Çırçır Cad.

Alibeyköy Merkez-Karadolap

226

6

Düğmeciler Cad.

Düğmeciler

976

7

Garaj Yolu

Alibeyköy Merkez

242

8

Hacı Eşref  Sok.

Topçular

323

9

Hz.Halid Bulvarı

İslambey

870

10

Karadeniz Cad.

Silahtarağa

674

11

Otakçılar Cad.(Münzevi)

Defterdar

754

12

Sevinç Cad.

Alibeyköy Merkez

330

13

Tikveşli Yolu

Topçular

429

14

Uludağ Cad.

Çırçır

1.315

15

Yanyol (TEM)

Topçular

760

16

Yavuz Selim Cad.

Güzeltepe

1.149

17

Yavuz Selim Köprüsü

Güzeltepe

316

18

Yeni Sahil Yolu

Merkez

657

19

Pier Loti Cad

Merkez

645

TOPLAM

14.732

 

EYÜP-BAYRAMPAŞA ARASINDA YER ALAN MEVCUT ANA ARTERLER

NO

CADDE İSMİ

MAHALLE

UZUNLUK(m)

1

Rami Kışla Cad.

Topçular

2.125

TOPLAM

2.125

 

EYÜP-BAYRAMPAŞA ARASINDA YER ALAN VE UKOME KARARI İLE  ANA ARTER OLAN CADDELER

1

Ferhatpaşa Cad.

-

430

2

Topçular Cicoz Yolu

-

600

TOPLAM

1.030

 

EYÜP-GAZİOSMANPAŞA ARASINDA YER ALAN MEVCUT ANA ARTERLER

1

Akşamsettin Bulvarı

Akşemsettin

1.350

2

Girne Cad.

Yeşilpınar

1.875

3

İslambay Cad.

Merkez

1.600

TOPLAM

4.825

 

KAĞITHANE-EYÜP ARASINDA YER ALAN MEVCUT ANA ARTERLER

1

Kemerburgaz Cad.

-

1.824

2

Yavuz Selim Cad.

-

1.149

TOPLAM

2.973

 

KAĞITHANE-EYÜP ARASINDA YER ALAN VE UKOME KARARI İLE ANA ARTER OLAN CADDELER

1

Alibeyköy Cad.

Merkez

970

TOPLAM

970

 

Eyüp ilçesi sınırları içerisinde yer alan toplam 47 ana arterin uzunluğu 41.088 metredir. Eyüp ile diğer ilçeler arasında bulunan toplam 9 ana arterin toplam uzunluğu ise 11.923 metredir.

 

3.1.9.2.          Deniz Ulaşımı

Eyüp ilçesi Haliç üzerinden kullanıma açılan iskele aracılığıyla, Haliç suyolu üzerinden İstanbul’un tarihî çekirdeği Üsküdar ile doğrudan ilişki içindedir. Ayrıca Haliç vapur iskelesinden yine Sütlüce, Ayvansaray, Balat, Fener, Kasımpaşa, Eminönü ve Üsküdar’a seferler yapılmaktadır. 

 

3.1.9.3.          Havai Hat

2005 Kasımında hizmete açılan Eyüp teleferiği, biri 625, diğeri 250 metrekare olmak üzere iki istasyondan oluşmaktadır. İstasyonlar arasındaki uzaklık 419, kot farkı ise 53 metredir. İstasyonlar arasındaki ulaşım, 8’er kişilik kapasiteye sahip iki gidiş iki dönüş dört adet panoramik kabinle yapılmaktadır.

 


 

3.1.10.         İLÇENİN TARİHSEL GELİŞİMİ

 

3.1.10.1.      Bizans Döneminde Eyüp

M.S. 395'te Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti ilan edilen Konstantinopolis 5. yüzyılda nüfusu ve üstlendiği roller nedeniyle önemli bir kent olmuştur. Bu dönemde birinci kuşak surlar (Septimus-Severus Surları) aşılmış, kent batıda yayılarak Theodosios Surları’na dayanmıştır. Bu gelişim sürecinde kentin eski çekirdeğinden kara surlarının önemli giriş kapılarına yönelen iki ana eksen (Mese Yolu) ortaya çıkmıştır. Bunlardan Marmara Denizi kıyılarına paralel olan Zafer Yolu, 6. yüzyılda Akdeniz Havzası’nın başkenti olan İstanbul’da imparatorun kente girdiği anıtsal tören kapısını da içeren önemli ve simgesel bir arterdir. Kuzeyden, İstanbul’un ilginç topoğrafyasını oluşturan tepeleri birleştirerek sur dışına çıkan aks ise, Eyüp’ün bu eski dünya kenti ile ilişkilerini açıklayabilmek bakımından, bu bahiste daha da önem kazanmaktadır.

6. ve 7. yüzyıllar Konstantinopolis’in Haliç’in kuzeyindeki Sycae ticaret kolonisi ve surdışı ile ilişkiler geliştirmeye başladığı dönemdir. Ayvansaray’da surların hemen dışında 6. yüzyılda Justinianos zamanında Meryem’e ithaf edilen büyük kilise yapılmıştır. Aynı dönemde Eyüp’te Aziz Kosmos ve Damianos adlarına adanmış bir manastır mevcuttur. Kydaro (bugünkü Alibey) ve Barbyzes ( bugünkü Kâğıthane ) derelerinin Haliç’e döküldükleri yerin batısında (bugünkü Eyüp’ün kurulduğu arazinin dik bir yamaç halinde suya indiği yerde) II. Theodosios zamanında kurulan manastırdan ve çevrenin görünümünden dolayı buraya Kosmidion (Yeşil) denilmiştir. Yerleşme bu ziyaretgâh çevresinde oluşmuştur. Kuruluşu M.S. 5. yüzyıl ortalarına uzanan yerleşme, çevredeki dinî yapılar nedeniyle, kutsal bir şifa merkezi olarak tanınmıştır. Bu dönemde Eyüp’ün bulunduğu alan, Haliç’in diğer sahilleri gibi, zengin ve yoğun bir bitki örtüsüyle kaplı olduğundan imparatorlar tarafından av sahası ve sayfiye yeri olarak da kullanılmıştır.


 

3.1.10.2.      Osmanlı Döneminde Eyüp

15. ve 16. Yüzyıllar

Osmanlı kentleri, eski Yunan ve Roma kentleri gibi, planlı olarak gelişen ve ibadet, yönetim, ticaret mekânlarını içeren bir çekirdek çevresinde oluşmuştur. 1453 yılında Osmanlı topraklarına katılan İstanbul, imparatorluğun genişleyen toprakları ve Osmanlı Devleti’nin uyguladığı iskân politikaları doğrultusunda, Bizans’ın son dönemlerinde yitirdiği canlılığına kavuşmuştur. İstanbul bu dönemde devletin gücünü simgeleyen ve imparatorluğun tüm yükünü çekebilecek bir dünya kenti olarak örgütlenmiştir.

Bu örgütlenme, başkentteki yönetim, hizmet üretimi (zanaat ürünleri üretim ve dağıtımı) ile savaş ekonomisi ürünleri üretimi (Tophane, Baruthane, Tersane, vb.) tesisleri ile hem Suriçi’nde hem de Haliç’in iki yakasında fiziki mekâna yansımıştır: Saray, Bedesten ve çevresinde Kapalıçarşı, Haliç’teki liman çevresinde kapanlar ile Haliç’in kuzeyinde Galata komşuluğunda Tophane ve Kasımpaşa’da tersane gibi ilk sanayi tesisleri bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bu yönetimsel ve ekonomik örgütlenmede rol alan nüfus, Suriçi’nde ve söz konusu tesislerin yakın çevresinde iskân edilmiştir. Bu yerleşmenin dışa vurumu, özellikle Bizans kentinin Ayasofya odağından başlayıp, kuzeybatıya yönelen kutsal aks üzerinde kurulan Sultan camileri ve külliyelerdir.

Bu çerçevede Eyüp’ün rolü, fetih sırasında Hz. Muhammed’in sahabelerinden Ebu Eyyub’a (Eyüp Sultan) ait olduğuna inanılan mezarın bulunmasıyla başlar. Bu mezar üzerine Fatih tarafından yaptırılan türbenin yanında İstanbul’un ilk sultan camii ve külliyesi (medrese, kütüphane, imaret, çifte hamam) inşa edilmiştir. Bu külliye bugünkü Eyüp yerleşmesinin çekirdeğini oluşturmuş, çevresinde Bursa’dan gelen göçmenlerin ve yörüklerin iskânı ile yerleşme gelişmiş ve İstanbul’un kalabalık nüfusunun besin ihtiyacının karşılanmasında burada yer alan tarım alanları ve meralardan yararlanılmıştır.

Kuşatma sırasında İstanbul çevresinde Boğaziçi’nin Rumeli kıyılarından Karadeniz ve Eyüp çevresine kadar uzanan bölgede 160 kadar köy nüfusunu kaybetmiştir. O zamanki koşullarda bu köylerdeki üretim, kentin beslenmesi bakımından önem taşıdığından, bu köylerin nüfuslandırılması önemli bir politikadır.

Eyüp’ün Eyüp Sultan ile başlayan manevî sembolü, Osmanlı İmparatorluğu’nun sultanlarının halife olarak İslam dünyasının dinî temsilcisi sıfatına erişmesi, bunun gereği olarak Hz. Peygamber’e ait kutsal emanetlerin de Eyüp’e taşınması ile yükselmiştir. Bu dönemde Eyüp, Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra en kutsal 4. İslam ziyaretgâhı haline gelmiş, tarikatlara ait tekkeler, ileri gelen bilgin ve saray mensubuna ait türbeler ve kabristanlarla büyümüştür. Eyüp’ün Osmanlı İmparatorluğu’nun gelişme dönemindeki rollerinden biri de, devletin halkla yakınlaştığı ideolojik ve simgesel tahta oturma (cülus), bağlılık yemini (biat), kılıç kuşanma törenleri, sünnet, doğum ve zafer kutlamalarına odak noktası olmasıdır. Törenler, Eyüp ve Saray arasında kutsal aks ve Haliç üzerinde yapılmıştır. Kutsal aks üzerinde külliyeler çevresinde mahallelerin oluşması yanında, Haliç üzerinde dinlenme işlevinin gelişmesi de Eyüp'te yerleşimin geliştirmiştir. Eyüp dinsel ve dinlenme amaçlı ziyaret ve konaklama mekânı, buna dayalı imalat ve ticaret (seramik, çanak-çömlek, oyuncak atölyeleri) işlevleri ile İstanbul’un Haliç çevresindeki yapılanmasında yer almıştır. Fatih’in daha İstanbul’un Osmanlı - Türk Dönemi’nde kuruluş aşamasında, İstanbul’un hasları ve kadılıklarını tayin ederken İstanbul (Suriçi) ve Galata’nın yanına Eyüp’ü de katması bu yönlerin gözetilmesi sonucu olsa gerektir.

Nitekim Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kırkçeşme suyollarının yapılması gibi önemli imar etkinlikleri sonucu Eyüp’ün, Galata dışında, Kasımpaşa ile birlikte en yoğun surdışı yerleşmelerinden olduğu görülmektedir.

17. ve 18. Yüzyıllar

16. yüzyılın sonuna kadar reayanın toprağını terk etme yasağının uygulanmasıyla nüfus artışı denetlenen İstanbul, bu dönemde Anadolu’da görülen isyan dalgası ve benzeri karışıklıklar nedeniyle önemli ölçüde göç almıştır. 17. yüzyılda Anadolu’daki, 18. yüzyılda Rumeli’deki huzursuzluğun yanında, Avrupa ve Kırım’da toprak kayıplarının başlaması göçleri artırmış ve konut alanlarının yoğunlaşmasına neden olmuştur.

Nüfusun yoğun olduğu mahalleler Haliç boyunca yer almıştır. Bunlar çoğunlukla Beyazıt-Edirnekapı hattının kuzeyinde Rumlar ve Museviler’in yerleştiği mahallelerle aynı hattın güneyinde tüccarlar ve ilmiye sınıfı mensuplarının bulunduğu mahalleler, Hipodrom ile Aksaray - Yenikapı arasında orta halli ailelerin, esnaf ve zanaatkârların yerleştiği mahalleler ve Samatya - Yedikule arasında mülkiye sınıfının, Ermeni ve Musevilerin yerleştiği, sakinlerinin etnik ya da dinsel kökenlerine göre farklılaşan mahallelerdir.

Anadolu’dan göçenler dış mahallelere, kara surları yakınına, kentin henüz iskan alanı olmayan bölgelerine yerleşmiş, vakıf kuruluşlarının yardımıyla yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bu olgulardan Eyüp’ün etkilenmesi 18. yüzyılda Anadolu’dan kopup gelen bekar erkeklerin, yeniçerilikten ayrılanların ve hatta ailelerin İstanbul’u doldurması ile ilgilidir. Bu olgu, geçimini tanımlı ve yasal yollardan sağlamayan ‘marjinal’lerin kentteki sayısını artmasına neden olmuştur. İş bölgelerinde bekarların yaşadığı geniş sefalet yuvaları oluşmaya, Eyüp, Kasımpaşa ve Üsküdar’da gecekondulaşmanın ilk işaretleri görülmeye başlanmıştır. Suriçi’ndeki semtlerin önemli bölümünü yok eden yangınlar sonucu sakinlerin sur dışında yer seçmesinin de bunda rolü olmuştur.

Bilindiği gibi 1718–1730 yılları tarihimizde Lale Devri olarak nitelenir. Bu dönem yapılarının çoğunluğu kent merkezinin dışında, Kâğıthane ya da Boğaziçi’ndedir. Kültürel etkinliklerin yoğunlaştığı bu dönemde, kentin dışa doğru büyümesinin de etkisiyle, Haliç’in sonlandığı yerde Kâğıthane ve Eyüp mesireleri ve sahil sarayları ortaya çıkmıştır.

Bu dönemde Eyüp Haliç boyunca güneye doğru, bugün Haliç ile Eyüp Sultan arasında yer alan bölgede genişlemiştir. Eyüp Sultan Camii Mahallesi’nin güneyinde Haliç boyunca yapılan Cezri Kasım Paşa ve Zal Mahmut Paşa camilerinin etrafında mahalleler oluşmuştur. Kıyıda Yavedud, Zal Paşa, Defterdar, Eyüp ve Hoca Efendi iskelelerinin varlığı bölgenin o zaman yoğun bir nüfusa sahip olduğunu göstermektedir. 1630’larda Evliya Çelebi, Haliç üzerinde Defterdar Camii’ne kadar olan bölgeyi tasvir ile düzlükteki Çömlekçiler Mahallesi’nde bağlı-bahçeli kat kat hoş manzaralı 1000 kadar evden, birçok konak ve bostanın varlığından söz etmiştir. Evliya Çelebi'ye göre bu mahallede üç yüz dükkânlı çarşıdan başka iki yüz elli çanak çömlekçi dükkânı vardır. Evliya Çelebi ve Kömürcüyan’ın verdiği bilgilerde, bu bölgede çömlek fırınları ve atölyelerinde çanak-çömlek, testi, tabak, yağ, bal, şarap ve su kapları yapımı, her türlü oyuncak imalatı söz konusudur. Kömürcüyan, Eyüp’ü tasvir ederken, bahçe ve bostanları, şehzade ve sultan hanımlarına ait konakları, saraya kar sağlayan kar kuyularını özellikle belirtmiştir.

3.1.10.3.      Cumhuriyet Döneminde Eyüp

19. Yüzyılda ve Cumhuriyetin İlk Döneminde Eyüp

18. yüzyılda başlayan yenileşme hareketleri ve 1834 Tanzimat Fermanı, bilimde ve  sanatta ilerleyen, sömürgeleşme ve sanayileşmeyle zenginleşen Batılı etkilerinin, Osmanlı ülkesinde de yaşanmaya başlanması, İstanbul’un biçimlenmesini önemli ölçüde yönlendirmiştir.

Sarayın yönetim işlevinin surdışında Beşiktaş sırtlarına, Yıldız’a ve Beşiktaş sahiline yerleşmesi birçok işlev alanının yer seçiminde ve kentin parçaları arasında kurulan ilişkiler sisteminde önemli değişiklikler olmuştur. Galata-Pera’nın Suriçi’ne köprülerle bağlanması, Pera’da gayrimüslim ülkelerin elçiliklerinin çevresinde yeni bir merkez gelişmesi, prestij konut bölgelerinin Beyoğlu’na ve Boğaz kıyılarına yönelmesi bu etkilenme içinde sayılabilir. Yeni ekonomik eylemlerde rol alan gayrimüslim nüfusun Haliç’in kuzeyine taşınması, Beyoğlu’nda batılı anlamda bir eğlence merkezinin ortaya çıkması, Anadolu yakası’nda kıyıda ve Avrupa Yakası’nda Eyüp’ün batısında yapılanan modern askeri kışlalar, Boğaziçi köylerinde ve Marmara kıyılarında gelişen sayfiye yerleri ile Sirkeci İstasyonu ve Haydarpaşa Gar-Liman tesisleri yayılan kentin farklı işlev alanlarının belirginleşmesini getirmiş, aynı zamanda bu farklı işlev alanları arasında araçlı ulaşım sistemleri ve ulaşım hatlarının kurulmasına gereksinim olmuştur.

Haliç’in ve Boğaz’ın iki yakası arasında kurulan deniz yolu ile kitle taşımacılığı, Suriçi’nde, Beyoğlu’nda ve Kadıköy-Üsküdar’da tramvay ve Beyoğlu Yakası’nda Tünel ile Marmara kıyılarına koşut geçirilen demiryolu hatları bu dönemde hizmete girmiştir. Tekerlekli araçlarla ulaşım, mekânı biçimlendirme açısından önceden oluşmuş kent kesimlerinde de etkili olmuş, yanan kent kesimleri geleneksel dokudan çok farklı yol ve mülkiyet dokusu arz eden ızgara sistemle ‘planlanmış’ ve kâgir binalarla yeniden yapılanmıştır.

İstanbulluların 19. yüzyıldaki yaşamı üzerine yayımlanan ayrıntılı tasvirlerden İstanbul’dan Eyüp’e gitmek için en kısa yolun Ayvansaray kapısında başladığı, bu yol üzerinde bir sıra mezarlık ve civardaki çiçek bahçelerinde yetiştirilen çiçeklerin satıldığı Gül Pazarı ile karşılaşıldığı, daha sonra dikkati çeken ilk yapının Şah Sultan Türbesi olduğu, onun hemen karşısında Esma Sultan’ın Metruk Sarayı’nın yer aldığı, daha ilerde büyük ulema şeyh ve devlet ricalinin yattığı bakımsız, yarı harap birçok mezarın bulunduğu anlaşılmaktadır.

1880’de Fransız Pierre Loti adına Haliç ve çevresinin manzarasına bakan bir tepede kurulan kahve Eyüp’ün yabancılar tarafından tanınması ve ziyaret edilmesinde farklı bir yer edinmiştir.

Bu dönemde Eyüp ile ilgili asıl gelişme yakın çevresinde ortaya çıkmıştır. Sultan II. Mahmut’un orduyu yenileme çalışmaları sırasında kurulan Rami Kışlası (1829) ile Balkan Savaşları nedeniyle buradan gelen göçmenlerin yerleştiği Taşlıtarla, sonraki gelişmelerin ilgi merkezlerini oluşturmuştur. Sirkeci’ye demiryolunun getirilmesi, Silahtarağa’da ülkenin ilk enerji santralinin kurulması, Haliç’te Feshane, İplikhane, Defderdar Yünlü Fabrikası ve diğer sanayi ve depolama yapılarının yoğunlaşması Kasımpaşa, Hasköy ve Eyüp’te sanayi çalışanlarının yerleşme dokusunu ortaya çıkarmıştır. Cumhuriyetin ilk dönemindeki kentlerin planlanması çalışmalarında İstanbul için farklı ülkelerden Batılı uzmanlar plan ve öneriler geliştirmiş, ancak hepsi de Haliç’i bir sanayi alanı olarak görmüşlerdir. Bunlardan geniş ölçüde uygulanan Prost Planı (1936) ile Haliç kıyılarında ve 1950’li yıllarda Topkapı’da sanayi bölgelerinin tesisi, bunun yanı sıra 1940’lı yıllarda Rami yöresinde ızgara sistemle oluşturulmuş yeni yerleşme alanına Balkan göçmenlerinin yerleştirilmesiyle Eyüp yerleşmesi, sanayi ile iç içe girerek, Haliç kıyısı boyunca kuzeybatıya doğru büyümüştür. Güvenlik nedeniyle kutsal emanetlerin de Topkapı Sarayı’na nakledildiği bu dönemde Eyüp artık bir ziyaretgâh, seyir ve mesire yeri değil, imalathaneler, işçi mahalleleri, orta sınıf konutları ve mezarlıklardan oluşan kenar semti haline gelmiştir.

1950 Sonrasında Eyüp

1950’li yıllara değin dinsel kimliğin öne çıktığı bir su kenarı yerleşmesi olan Eyüp, 1950’lerden sonra hızlı bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bu döneme kadar bir suyolu (kentin ana bulvarlarından biri) üzerinde yalıları, sarayları, orman alanları ve mesire yerleriyle Osmanlı toplumunun yaşam alanı olarak dikkati çeken Eyüp ve Haliç kıyısı, 1950'li yıllardan itibaren İstanbul’un gelişim sürecine paralel olarak değişmeye, dönüşüm geçirmeye başlamıştır. Bu dönem tüm İstanbul için olduğu kadar, Haliç kıyısı için de önemli bir kırılma noktasıdır. Haliç kıyısı ve Eyüp için antik çağdan bu yana devamlılığını sürdüren kimlikler bu noktada önemini yitirmiş ya da geri plana düşmüş, mekân başka dinamiklerin etkileri ile biçimlenmeye başlamıştır. 1950 sonrasında Eyüp ve yakın çevresini etkileyen dinamikler incelendiğinde 1950-80 arası ve 1980 sonrası olmak üzere iki dönem belirmektedir.

1950 – 1980 Döneminde Eyüp

1950’li yıllardan 1980’lerin sonuna kadar İstanbul’un gelişiminde sanayi alanları temel belirleyici işlev olmuştur. Konut alanları sanayi alanlarının yer seçim kararlarına bağımlı olarak gelişmiştir. 1950’lerin ortasında İstanbul, banliyö demiryolu hattının da etkisiyle, Marmara Denizi kıyılarına koşut olarak batıda Yeşilköy, doğuda Bostancı’ya uzanan bir alana yayılmış, kuzeyde Levent’e ilerlemiştir. Bu yayılmada iki farklı konut üretimi öne çıkmaktadır. Birincisi gecekondulaşmadır. 1940’lı yıllarda yeni yeni ekonomik politikalar sonucunda başlayan göç olgusu 1950’lerden itibaren İstanbul’un gelişiminde temel olgu haline gelmiştir. Sanayileşmeye bağlı bu ilk göç dalgası ile gelenler, Haliç ve surdışındaki sanayi kuruluşları çevresinde yerleşmişlerdir. İkinci konut üretim biçimi ise apartmanlaşmadır. 1954 yılında tapu yasasında yapılan bir değişiklikle kat mülkiyetine olanak sağlanması bu süreci hızlandırmıştır.

1960’larda Yakacık, Tuzla, Çayırova, Gebze sanayi eksenine, Kartal - Maltepe sanayi alanları eklenmiştir. Zeytinburnu ve Bakırköy arasını doldurmuş olan sanayi alanları bir yandan Sefaköy, Halkalı, Firuzköy’e, diğer yönden Eyüp, Rami, Gaziosmanpaşa bölgesinden kuzeye kayarak Küçükköy, Alibeyköy ve Kâğıthane’ye ulaşmıştır. Bu dönemde özellikle sanayileşmenin artmasının bir sonucu olarak ekonomi gelişmiştir. 1966 yılında İstanbul Sanayi Nazım Planı yapılmış, İstinye ve Haliç kıyılarındaki sanayi alanlarındaki gelişme dondurulmuştur.

1970 yılından sonra Batı Yakası’nda Bakırköy, Sefaköy, Halkalı, Firuzköy, Avcılar, Eyüp, Rami, Alibeyköy, Gaziosmanpaşa, Küçükköy, Bomonti ve Kâğıthane dönemin başlıca sanayi bölgeleri olmuştur.

Eyüp’ün bu olaylardan etkilenmesi araştırıldığında; 1957’de Başbakan Menderes’in, Prost’un planlarından hareketle yol açma girişimleri bağlamında, Rami Kışla Caddesi kuvvetli bir bağlantı yolu haline getirilerek Yeni Yol diye adlandırılan bir bulvar ile Eyüp Sultan Camii’ne bağlanmıştır. Tarihî merkeze saplanan bu bulvarın (Eyüp Bulvarı) açılması, Cami-i Kebir Caddesi üzerindeki dükkânların yıkılması, Oyuncakçılar Çarşısı’nın ortadan kalkması gibi doku farklılaşmalarına neden olmuştur. İstanbul Belediyesi tarafından Piccinato’ya hazırlatılan 1/10.000 ölçekli Geçiş Devri Nazım Planı’nda Ayvansaray - Defterdar arasında yer alan III. Haliç Köprüsü ve çevre yolu bağlantısı da 1960 sonrasında, Boğaz Köprüsü’nün yapımı sırasında, gerçekleştirilmiştir.

1954 Kat Mülkiyeti Yasası ile 1974 İstanbul Kat Nizamları Düzenlemesi yukarıda açıklanan nedenlerle yoğun konut talebine maruz kalan Eyüp’te yükleniciler eliyle yık-yap-sat sürecinin işlemesine ve parçacı yaklaşımlara yol açmıştır. Diğer yandan sanayinin yoğunlaşması ile artan kaçak yapılaşma boş alanlara yayılarak eski dokuyu sarmıştır. Tüm bunlar yoğunluğun artmasına, yolların genişletilmesi uygulamaları ile birlikte geleneksel dokunun tahrip olmasına yol açmıştır. Bu süreç sonunda Eyüp’teki çiçek yetiştirme alanları da, Alibeyköy’deki sebze bahçeleri ve meralar da ortadan kalkmıştır.

1980 Sonrasında Eyüp

1980’li yıllar, İstanbul Metropoliten Alanı için İmar ve İskân Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan İstanbul Nazım Plan Bürosu’nca hazırlanan, ancak gerek hazırlandığı süre içinde büyük kentte değişen koşullar, gerekse 1983 yılında çıkarılan imar afları ile etkisiz kalan, ilk 1/50.000 ölçekli nazım planın onaylandığı, 3194 sayılı imar yasasının çıkarıldığı, sanayinin kent dışına çıkarılması ile ilgili uygulamaların başladığı, metropoliten alana bağlı olarak organize sanayi sitelerinin kurulduğu, 2. kuşak plansız konut alanlarının bunları izlediği, metropoliten alanın Boğaziçi Köprüsü çevre yolları ve daha sonra Fatih Köprüsü ve bağlantı yolları çevresinde Kuzey Bandı’nda (orman, havza, tarım alanları, kıyılar) ilerlemeye başladığı dönemdir.

Yine bu dönemde çıkarılan 3030 sayılı yasa ile ‘Büyükşehir’ kavramı tesis edilmiş, yerleşme merkezleri, bu arada Eyüp, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı ilçe konumuna gelmiştir. Yerel yönetimlerin imar yetkilerini artıran bu yasaların da yardımıyla dönemin belediye başkanınca başlatılan Haliç’in sanayiden arındırılması operasyonu çerçevesinde kıyıdaki imalathaneler kaldırılmış, sahilde yeni dolgu alanları tesis edilerek hızlı araç ulaşımına göre tasarlanan geniş ve kıyı kotundan yüksek, kazıklı sahil yolu düzenlenmiştir. Sanayiden arındırılan Haliç kıyıları kamuya açık alanlar haline gelmekle beraber, tanımlanan sahil yolu tarihi yerleşim alanının kıyı ve su yüzeyi ile ilişkisini sınırladığından, kent yaşamına katılamamıştır.

1984 yılında yine 3030 sayılı yasa çerçevesinde, Kemerburgaz yerleşmesi ve kırsal alanı Eyüp Belediyesi’ne bağlanmış, böylelikle Eyüp Karadeniz kıyılarına kadar çok geniş bir alanın yerel yönetim merkezi olmuştur. Gerçi 1990’lı yıllarda Bayrampaşa ve Gaziosmanpaşa’nın ilçe olmasıyla Eyüp’ün kentsel alanı ve kentsel nüfusu azalmıştır.  Kırsal alandaki yerleşmelerle kolay iletişim olanaklarının olmaması, maden çıkarım alanları ile taş ocaklarının yarattığı ulaşım, doğal kaynakların tahribi, kıyının bozulması ve çevre kirliliği yönünde yarattığı sorunlar, Kemerburgaz vahşi çöp depolama alanının neden olduğu çevre kirliliği ve benzeri güçlükler çözüm bekleyen konular olarak gündeme yerleşmiştir. Buna TEM çevresinde kuzeye ilerleyen ve giderek yoğunlaşan kentsel alanın Kuzey Bandı’nda yaratığı tehdit de eklenmelidir. Kuzey Bandı’nda, 1990’lı yıllardan itibaren Eyüp’ün yönetimsel sorumluluk alanında yaşanmaya başlayan gelişmelerden biri de üst gelir grubunun büyük kent dışında, orman içinde, su kenarlarında, kısaca doğal çevrede gerçekleştirdiği konut ve eğlence alanlarıdır. Bu alanlar ormanın önce parçalanmasına, giderek tahribine ve ortadan kaldırılmasına ya da statü değiştirmesine neden olmuştur.

1995 onanlı İstanbul Metropoliten Alanı Alt Bölge Nazım Planı’nın en önemli kararı ise Rami - Topçular sanayi alanının hizmet alanına dönüştürülmesidir. Bu karar plansız sanayi ve çevresindeki, düzensiz plansız konut alanlarının yukarıda sözü edilen, Kuzey Bandı gelişmelerine özendirmesi olasılığını da gündeme getirmektedir.

Sonuç olarak, bugün Eyüp gelişme ekseni, Haliç kıyılarından, hatta Londra Asfaltı’ndan kaymış, yapılaşma baskısını kırsal alanında ve doğal çevrede de yaşamaya başlamış bir kara kentidir. Haliç’in suyolu, dinlenme alanı ve manzara potansiyelinin değerlendirilmesi, tarihi ve doğal kimliğine uygun bir yerleşme düzenine kavuşulması, Eyüp’ün gelecek planı hazırlanırken dikkate alınması gereken önemli konulardandır.

3.1.10.4.      Alibeyköy  

M.Ö.  2. yüzyıla ait bazı yapı kalıntılarına rastlanmış olmakla beraber Alibeyköy’de yerleşim alanı olduğunu gösterir hiçbir kayda rastlanmamıştır. Bizans döneminde Alibeyköy mesire alanı olarak kullanılmış olmalıdır.

 

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından uç beylerinden Ali Bey isimli akıncısına çiftlik olarak verilmiştir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un alınmasından önceki yıllarda Trakya ve Balkanlarda fethettiği beldeler ve İstanbul Kuşatması sırasında Balkanlar yolu ile gelebilecek Haçlı ordularını önleyici tedbirler aldığı için mükâfatlandırarak Alibeyköy bölgesini mülk olarak vermiş ve vakfiyesine yazdırmıştır. Ali Bey, Osmanlı ordularında yararlı işler yapmış olan Evrenos Gazi’nin oğludur.

 

Ali Bey’in çiftliği onun 1485 yılında vefat etmesine kadar devam etti. 1498 tarihli Osmanlı kayıtlarında köy nüfusunun 46 kişi olduğu yazılıdır. Bunların çoğu Alibey çiftliğinin personeli olup;  bir kısmı da toprağı işleyerek vergisini veren ve koyun yetiştiren köy sakinleriydi. 

 

Hiçbir devirde Alibeyköy’de gayrimüslim iskân edilmedi.  Hıristiyanlar daha çok Silahtar ve Çamlık semtini tercih ederlerdi.       

 

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Alibeyköy için  “Kırk kadar evi olan ve 70–80 kadar çınar ağacı ile süslenmiş bir mesire yeri”  olduğunu yazmıştır. Evliya Çelebi’nin anlattığı bölge bugün Çırçır Mahallesi olarak adlandırılan mahalledir. Bu mahallede o günlerden kalan üç adet çınar ağacı korunması gereken tabiat varlığı olarak tescillidir. (25.12.1991 tarih ve 3286 sayılı karar 33 pafta, 95 ada,  3 adet Çınar Ağacı) Ayrıca, 11.3.1998 tarih ve 9345 sayılı kurul kararı ile 26 ada, 8 parselde 1 ıhlamur, 6 adet çınar ağacı tescillidir. 

 

Çırçır 1720’lerde yeniden ihya edilmiş,  bentler,  havuzlar,  fıskiyeler ve gül bahçeleri yapılmış ve IV: Mehmet’in av köşkü de oğlu III. Ahmet tarafından tamir ettirilmiştir. Bu dönemde Hüsrevabad olarak adlandırılan Alibeyköy’ün bu günleri de uzun sürmemiş Patrona Halil isyanı sırasında Kâğıthane ile birlikte yakılıp,  yıkılmış,  yağmalanmıştır.

 

1850’lerde Adile Sultan’ın inşa ettirdiği Alibeyköy-Silahtar arasındaki yolun  (bugünkü Silahtarağa Caddesi) kenarındaki saraylar, Adile Sultan’ın 1899’da vefatından sonra bakımsızlıktan harap olmuş ve kalan temeller de 1950’li yıllarda bölgeye yerleşen gecekonducular tarafından sökülerek götürülmüştür. 

 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Hassa arazilerini yararlı şahıslara vererek vakıf kurdurma, Fatih Sultan Mehmet ve II. Beyazıt döneminde de devam etmiştir. Bu durum Alibeyköy’de birçok vakıf kurulmasına, arazilerin bu vakıflar tarafından kira veya yarıcılık yolu ile işletilmesine neden olmuştur. 1793 yılında III. Selim tarafından Alibeyköy’ün büyük bölümü Silahtar Abdullah Ağa’ya verilmiş ve Ağa’nın kurduğu vakıf hala Alibeyköy’ün gündemindedir.       

 

Ayrıca vakıf dışındaki araziler miri malı olarak devlet ve padişaha ait hayvanların yayılma ve barınma yeri olarak kullanılmıştır.  Silahtarağa ve Çobançeşme’de bu iş için büyük ahırlar ve bakıcıların barınma mekânları vardı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Alibeyköy arazisi paşalara arpalık olarak verilmiştir. Silahtar-Alibeyköy arasındaki çayırlar Enver Paşa tarafından ekilmiştir.

 

Bugün Saya Merası dediğimiz bölgenin Yeşilpınar kısmında Saya Ocağı isimli bir teşkilat vardı. Bunların sarayın ve Osmanlı Ordusunun et ihtiyacını karşılamak üzere kendilerine tahsis edilen 90.000 dönüm merada koyun beslerler ve saraya kasaplık-kurbanlık yetiştirirlerdi. Koyun miktarı yıllık 15.000 civarında idi. Kendileri ve hayvanların ihtiyacı için 2000 dönüm tarlalarında da sebze ve yem bitkileri yetiştirirlerdi. Sarayın günlük ihtiyacı her gün teslim edilirdi. Teşkilatı yeniçeriler korurdu.  Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin’in tavsiyesi üzerine kurduğu bu Ocak 1908 yılında kaldırıldı.

 

İstanbul’un işgali sırasında müttefik kuvvetlerden İngilizler şimdiki Hasdal’a karargâh kurmuşlar ve 2 Ekim 1923’e kadar burada kalmışlardır.

 

Cumhuriyet döneminde 1933 yılında umumi talimat ile bütün köy arazisinin mirî ve vakıf yerleri halka dağıtılmıştır. 

 

Alibeyköy’ün nüfusu 1927 yılında Büyük mübadeleden dolayı gelenler ile birlikte 500 kişiyi bulmuştu. 1935 yılında ise nüfusun 701 kişi olduğu tespit edilmiştir. 1940’ta 856 kişi olan nüfus 1945 yılında Alibeyköy nüfusu 901 kişi olmuştu. Bu tarihten sonra Alibeyköy hızlı bir muhacir akınına uğramış ve 1950 yılında nüfus 2.150 kişiye ulaşmıştır.1955 yılında nüfus 12.819 kişi iken, 1960’ta 13.500 kişidir. 1970 yılında 22.072 kişi olan nüfus 1990’da 97.233 kişiye ve 2000’de 136.172 kişiye ulaşmıştır.  

 

Alibeyköy kuruluşundan sonra uzunca süre Küçük Çekmece kasabasının bir mezrası olarak kalmıştı. Sonra Bakırköy’e,  Fatih’e ve en sonunda Eyüp İlçesi’ne bağlandı. 1967 yılına kadar muhtarlık statüsünde kaldı.  1967 yılında bağımsız belediye olan Alibeyköy,   1980 yılından sonra mahallelere ayrılarak yeniden Eyüp İlçesi’ne bağlanmıştır.   

 

3.1.10.5.      Kemerburgaz

 

Karadeniz sahiline yaklaşık 15 km. kadar içerisinde yer alan Kemerburgaz, kuzeyinde Beylik Dağı ve İskoza Bayırı Tepesi kuzey-doğuda Fenerli bahçe Tepesi, güneyde Körhacı Bahçesi ve Terkos su Temizleme pompası, batıda Atatürk Tepesi ile çevrilmiştir.

Kemerburgaz, İstanbul metropoliten alanı içerisinde henüz kırsal niteliğini koruyabilen nadir yerleşmelerden biridir. İstanbul’un kuzeybatısında bulunan rekreaktif alanlara ulaşımın düğüm noktasında bulunması nedeniyle önemli bir mevkiiye sahiptir. Ayrıca Kemerburgaz, bugüne değin yakınlarına kadar ulaşan sanayi yerleşmelerinin baskısından kurtulabilmiştir.

Bizanslılar zamanında Pirgos (Yeni Kule) olarak adlandırılan bu yöre, daha sonra kemerlerden dolayı, Kemerburgaz adını almıştır. Tarihi Romalılar dönemine kadar uzanan Kemerburgaz’da, bazı kaynaklara göre Theodosine zamanında yaptırılan suyollarını I.Andronikos tamir ettirerek, Itralis (yeni Burgaz Çayı)’nın suyunda oradan akıtmış ve Menbaada bir kule ve bir yazlık saray inşa ettirmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu Devri’nde bir Rum iskân sahası olan Kemerburgaz’a 1924 senesinde yapılan mübadele neticesinde Türkler yerleştirilmiştir. Bu esnada Kemerburgaz’da 390 hane Rum, 93 Harbi esnasında hicret etmiş 10 hane Türk bulunmaktadır.

 

Kanuni devrinde, İstanbul’un nüfusu 150.000–175.000 civarındadır. İstanbul’un nüfusu arttıkça çeşme ve kuyuların suyu yetişmemeye başlamış ve su sıkıntısı baş göstermiştir. Roma devrinden kalan ve Fatih tarafından onarılarak suyu akmaya başlayan eski Kırk Çeşmesi’nin suyu da azalmış, Fatih’ten sonra yapılan Fatih, Turunçlu, Beyazıd, Mahmut Paşa, Şadırvan ve Koca Mustafa Paşa surlarına ait çeşmeler de yetersiz kalmıştır. Kanuni av maksadıyla Kâğıthane civarında gezinirken eski bir su yolunda suları görerek o civardan İstanbul’a su getirmenin mümkün olup olmadığını araştırmaya başlamış ve bu iş için Mimar Sinan’ı görevlendirmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şehre su taşıyan kemerlerin Roma ve Bizans  dönemlerinde yapımına başlandığı, ancak bugün görünen büyük çoğunluğu Osmanlı döneminde yapılan su kemerlerinden 16.'ncı yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılan Moğlova Su Kemeri en muhteşemidir. Golf Kulübü'nün üzerinden geçen yine Sinan'ın eseri 800 m. uzunluğundaki Sultan Süleyman Su Kemeri ise Türkiye'deki su kemerlerinin en uzunlarından biridir. Kemerburgaz’da bulunan diğer su kemerleri ise şöyledir: Kemerburgaz’ın 5 km. kuzeybatısındaki Mağlova çayırında bulunan Mağlova kemeri, 1,5 km güneydoğusunda yer alan Eğri Kemer (Hasdal Askeri Kışlası yanından geçen yolla Kemerburgaz’a gelindiğinde yolun altından geçen kemer), 7 km güneyinde ve Cebeciköy’ün 1,5 km doğusundaki Cebeciköy ya da Güzelce Kemeri mevcuttur.

 

Kemerburgaz’ın önemli özelliğinden biri de, tarihten bu yana İstanbul’un mesire yerlerinden biri olmasıdır. İstanbul'un dışından 25. km.'de, Karadeniz'in  Avrupa  kıyısının  geniş  kumsalları  yaz  aylarında   İstanbulluları   çekmektedir. Karadeniz'den içeride, Avrupa kıyısındaki Belgrad Ormanı, İstanbul'un çevresindeki en geniş ormandır. İstanbullular, hafta sonlarında, gölgeliklerinde, mangallı aile piknikleri yapmak amacıyla arabalarıyla buraya gitmektedirler. Kemerburgaz, yeşil çevresi ve İstanbul’a göre çok temiz havası, çevre düzenlemesi yapılmış estetik yapılarıyla villa kent görünümüne bürünmekte, her türlü sosyal tesisi, spor alanları, binicilik ve golf sahaları bulunan bir yerleşim alanı hâline gelmektedir.

 

Orman içi kırsal yerleşme özelliğini taşıyan Kemerburgaz’ın çevresi orman tahdit sınırı ile çevrilmiştir. Kemerburgaz’ın gelişmesi orman alanları ile sınırlı kaldığından kısıtlıdır.

 

3.1.11.         İLÇENİN KENTSEL ÇEVRE DEĞERLENDİRMESİ

Eyüp, 1950 sonrasındaki sanayi hamlesiyle, Haliç boyunca kuzey-kuzeydoğu doğrultusunda hızlı bir gelişim göstermiştir. Bu süreç beraberinde gecekondu sorununu da getirmiştir. Hazine, şahıs ve diğer kamu arazilerine yapılan kaçak evlerle izinsiz yapılan barınaklar böylece kendi ismini de yaratmıştır: “Gecekondu”.  Günümüzde ilçe nüfusunun 1/3’ü gecekondularda yaşamaktadır. Gecekondu bölgelerinin çarpık kentleşme olarak tanımlanmasının nedenlerini şöyle özetleyebiliriz:

 

1.      Gecekondular genellikle tapusuz ve yasadışı edinilen arsalar üzerine inşa edilmektedir.

 2.      Gecekondu binasının kalitesi çok düşüktür.  Estetiği yoktur,  dayanıksızdır,  sağlıksızdır, kısa ömürlüdür, yapı fiziği kurallarına uygun inşa edilmemiştir,  güvensizdir, denetimden yoksundur. Çoğu zaman, plan ve projesi yoktur.

3.      Gecekondular genelde yolu, suyu, elektriği, telefonu, doğalgazı, olmayan, hiçbir ticari, sosyal, teknik,  sağlık, kültürel ve sportif altyapısı bulunmayan yörelere inşa edilir. Böyle olunca da,  içinde bulundukları ilçenin belediyesine bu altyapı çalışmalarını yaptırtmak  için,  siyasi baskı unsuru  oluştururlar.  

 

 

   

 

 

 

 

 

 

 

 

İkliminin uygun olması sayesinde tarih boyu doğal güzelliğini değerlendirmeye gelen İstanbullular'ın gezinti yeri olan Eyüp, sanayileşmenin getirdiği olumsuzluklar neticesinde 80’li yıllara adı kirlilikle anılan bir ilçe olarak girmiştir. Sanayileşmenin getirdiği çevre felaketlerini iki noktada toplayabiliriz:

 

1.      Sanayi atıkları ve İstanbul’un genel atıkları sonucu aşırı derecede kirlenen Haliç,

2.      Sanayileşmenin getirdiği düşük yoğunluklu plansız yapılaşma sorununun, şehrin orman aleyhine rasgele büyümesine yol açması ve doğrudan yapılaşmanın olmadığı ormanlık arazinin bile yapılar arasında kalarak yok olma tehdidi yaşaması.

 

Belirtilen sorunlardan ilki 80'li yıllarda başlayan sanayiden arındırma süreciyle çözülmeye başlanmıştır. Doksanlarda atılan adımlarla Haliç’in pislikten arındırılması süreci başarıya ulaşmıştır. Ancak bu sürecin sona erdiği sanılmamalıdır. Zira büyük oranda durgun bir su birikintisi olan Haliç’in temizliğini koruyabilmesi, buradaki atıkları boğazdaki akıntıya aktaran sistemin işlemesine bağlıdır. Büyükşehir’in sorumluluğunda olsa da bu sistemle ilgili güncel bilgilerin takibi Eyüp için hayatî öneme haizdir.

 

Gecekondular ülke gerçeği olan göç olgusunun bir sonucudur.  Gecekonduları önleyebilmek için öncelikle göçü önlemek gerekmektedir.  Göçü yasaklamak ve durdurmak mümkün olmadığı için göçün kaynağında tedbirler almak gereklidir.  Sağlık yatırımları,  eğitim yatırımları, yatırımın teşvik edilmesi,  ticaretin teşvik edilmesi, konut inşaatının teşvik edilmesi,    tarımın teşvik edilmesi, altyapı yatırımlarının tamamlanması gibi gerek merkezî yönetimi ve gerekse göç veren illerin yönetimini ilgilendiren tedbirler alınabilir.

 

Ortaya çıkan gecekondu olgusu,  oluşturulan gecekondu önleme bölgeleriyle kontrol altına alınmaya çalışılmış ancak başarılı olmamıştır.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan  “Sayılarla İstanbul 2001 çalışmasında ilçemizdeki gecekondu sayısı 14.000 olarak açıklanmıştır.  Bu gecekondularda ikamet edenlerin sayısı ise 80.000 kişidir. İlçemizin nüfusunun 254.803 olduğu dikkate alınırsa ilçe nüfusunun yaklaşık %31’i gecekonduda yaşamaktadır. Alibeyköy – Güzeltepe Mahallesi  – Akşemsettin – Karadolap – Nurtepe Mahalleleri ile Silahtarağa – Sakarya - Esentepe Mahalleleri gecekonduların yoğun olarak bulunduğu yerleşim alanlarıdır.   

     

Son yıllarda  (1990’larda)  gecekondu bölgelerinin gömlek değiştirdiği,  bir iki katlı binaların yıkılarak, yerlerine 4-6 katlı apartmanların dikildiği,  dolayısıyla nüfus yoğunluğunun arttığı görülmektedir. Bu bölgelerin yenilenmesi daha zordur,  fakat imkânsız değildir. 

 

Alibeyköy’deki konut dokusu incelendiği zaman karmaşık bir yapıyla karşılaşılmaktadır.  5 kat ve yukarısı yapılaşma daha çok Akşemsettin Mahallesi’nde yoğunlaşmış olmakla birlikte,  kısmen Çırçır,  Karadolap, Güzeltepe mahallelerinde de görülmektedir. 3 ve 4 katlı yapılar daha çok Akşemsettin, Çırçır, Yeşilpınar mahallelerinde görülmektedir. Karadolap, Çırçır, Güzeltepe, Esentepe, Sakarya, Silahtarağa, mahallelerinde ise genellikle gecekondu tipi konutlar yoğunlaşmıştır.

 Yeşil alan açısından bakıldığında Eyüp, hâlâ İstanbul’un önde gelen yeşil alanlarına sahiptir.  İlçede 350’ ye yakın park ve yeşil alan mevcuttur. Bu yeşil alanların toplamı yaklaşık 1.113.972 m2’dir. Sahip olunan yeşil alan dünya ve İstanbul ortalaması ile kıyaslandığında, Eyüp’ün üstünlüğü göze çarpmaktadır. Dünya standartlarına göre kişi başına düşen yeşil alan miktarı 7 m2; İstanbul’da ise 4 m2’dir. Bu rakam Eyüp’te kişi başı 12,3 m2’dir.  İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı Eyüp’ün İstanbul’un en yeşil ilçesi olduğunu açıklamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

3.1.12.         İLÇENİN KÜLTÜR VE TURİZM DURUMU

Osmanlı Devletinin en parlak günlerinin seçkin bir semti olan Eyüp'te sayısız kültürel değer vardı. Yıllarca süren ihmaller ve yanlış müdahalelerin tahribatına uğramış olan pek çok eser ne yazık ki bugüne ulaşamamıştır. Buna rağmen ecdadın bıraktığı zengin mirasın günümüze ulaşan örnekleri bile Eyüp’ü eşsiz kültürel zenginliğe sahip bir ilçe yapmaya yetmektedir.

 

Bu kadar zengin bir kültürel mirasa sahip Eyüp, stratejik görüşten uzak uygulamalar sonucu, özellikle 50’lerden bu yana yanlış uygulamalar ve kötü bir şehircilik anlayışı ile bozulmalara uğramıştır.  Öyle ki bu yıllarda meydana gelen tahribatı ortadan kaldırmak üzere 80’lerde yapılan çalışmalar da büyük tahribata neden olmuştur. Eğer bu strateji yoksunluğunun önüne geçilmezse Eyüp’ün mevcut değerlerini kaybetmesi de hiç şaşırtıcı olmayacaktır.

 

 

Eyüp’teki tarihî varlığı korumak üzere Eyüp Sultan Külliyesi ve yakın çevresini, Nişanca Mahallesi'ni,  tarihî Eyüp Mezarlığı'nı,  Eyüp Merkez Mahallesi'ni, Defterdar Mahallesiyle Düğmeciler Mahallesi'nin bir kısmını içine alan bölge 15.01.1977  gün ve  9591 sayılı  G.E.E.  ve  A.Y.K.  kararı ile   Kentsel Sit Alanı ilan edilmiştir. Bölge için faydalı bir girişim olsa da, bu karardan sonra oluşturulan Eyüp Koruma Planı’nda önemli hatalar yapılmıştır. Daha önceden izni çıkmış projelere hukukî gerekçelerle dokunulamaması bir yana, öngörülen sit bölgesi için 9,5 metreye, koruma alanı için 12,5 metreye varan bina uzunluğu tarihî sokak dokusunu mahvedecek niteliktedir. Oysa Eyüp için azamî 3 katlı bahçeli cumbalı saçaklı binalar ve tarihî İstanbul Sokak dokusu idealdir. Elbette bu tip yapılaşmanın getireceği bir maliyet olacaktır ancak; uzun vadedeki faydalarına bakıldığında bunlar önemsenmeyecek konulardır.

 

Nitekim Avrupa’da –Eyüp kadar olmasa da- tarihî kimliği bulunan kentler maliyetine katlanarak şehrin dokusunu korumaları neticesinde bugün birer kültür ve turizm merkezi olan şehirlerinden büyük kazançlar elde edilmektedirler.

 

3.1.12.1.      Korunacak Değerler-Tescilli Yapılar

Eyüp ilçesinde yukarıda da değinildiği gibi bir sayısız kültürel değer bulunmaktadır. Bu değerler arasında cami ve mescitler, tekkeler, türbeler, imaretler, medrese ve mektepler, hamamlar, kışlalar, kiliseler, kütüphaneler vb. eserler bulunmaktadır. Aşağıda korunacak değerlere ilişkin bir harita yer almaktadır.

 

 

Eyüp İlçesi sınırları içerisinde yer alan tescilli yapı ve yapı elemanlarına ait liste aşağıdaki gibidir:

 

Cami-Mescit

:

38

Türbe – Kabir

:

56

Mezarlık- Hazire

:

121

İmarethane

:

1

Kilise

:

3

Namazgâh

:

 7

Tekke ve Dergâhlar

:

24

Medrese

:

7

Su  Tesisleri

:

50

Sebil – Şadırvan

:

8

Tarihi Ağaç

:

 7

Yapı Kalıntısı

:

 3

Kârgir  Yapı

:

5

Mektepler

:

11

Askeri Tesis

:

1

İskele

:

1

Kütüphane

:

2

Hamam

:

5

Çeşme

:

116

Atik Duvar

:

12

Sivil Mimarlık Örnekleri

:

392

Kırkçeşme tesisleri (Kemer- Galeri-Havuz)

:

14

                                  

İlçemiz sınırları içerisinde 392 adet tescilli sivil mimarlık örneği yer almaktadır.   Bu sivil  Mimarlık örneklerinden  22  tanesi  Kemerburgaz  yerleşmesindedir.  Sivil Mimarlık örneklerinden olan Eyüp’ün eski görkemli günlerinin sahilhaneleri,  sahil sarayları ve konaklar zamanımıza kadar ulaşamamıştır.

 

Cami ve Mescitler

İlçenin bünyesinde barındırdığı çok sayıda cami ve mescit, ilçeyi inanç turizmi açısından cazibe merkezi haline getirmiştir. Aşağıda ilçede bulunan Eyüp Sultan Camii dışındaki cami ve mescitlere ait özet bilgiler yer almaktadır. 

 

  • Abdülkadir Efendi Mescidi

 Kalenderhane Caddesi üzerindedir. Şeyhî lâkabı ile meşhur şeyhülislâm Abdülkadir Efendi tarafından, 944 (1537) tarihinde vefat eden babası, Sivasî Tekkesi şeyhi Abdürrahim Efendi'nin kabri üzerine yapılmış fevkânî bir mescittir.  Şimdiki kemerli avlu kapısının sağ tarafındaki iki katlı  bina 1538 tarihlerinde yaptırılan esas mescittir. Alt katta türbe ve üst katta ise ibadet sahnı bulunuyordu. Türbede üç kabir mevcuttur. Birincisi şeyh Abdürrahim Efendi’ye ikincisi ise oğlu ve mescidin banisi Şeyhülislam Saçlı Abdülkadir Efendi’ye aittir. Türbe kapısı üzerindeki kitabesi bugün mevcut değildir. Yeri boştur.  Mescid ve türbe kesme taştan yapılmıştır. Şimdiki Saçlı Abdülkadir Efendi Camii adıyla anılan mabet, eski Abdülkadir Efendi Mescidi'nin sol ilerisindedir.  Burası Şeyhülislâm Hoca Saadeddin Efendi tarafından  "Dar'ül-Kurra" olarak yaptırılmıştır. Saadeddin Efendi 1008  (2 Ekim 1599) tarihinde vefat ettiğine göre, burasını 1585-90 tarihlerinde yaptırmış olmalıdır.

 

●    Alibeyköy  Mescidi  (Hibetullah  Hatun  Mescidi):

○  Alibeyköyün  merkezinde  yer alan  bu  caminin,  Baniyesi  Hâce  Hibetullah  Hatun’dur.  Kabri belli değildir.  Minberini Sultan III. Ahmet Han  (1703-1730)  koydurmuştur.  Vazifelerini babası Sultan IV. Mehmed’in annesinin Yeni Cami denmekle meşhur olan camiinin vakfından tayin etmiştir.

      Zamanla harap olan mabet,  Ahmet Paşa tarafından yenilenmiştir.  1315/1897 tarihinde yapılan yenilemeye ait kitabe caddeye açılan kapısı üzerindeyken son tamirde sol tarafına alınmıştır. 

      Mimarı Eski-Zagaralı Mehmed Sadık olan mescidin duvarları kargir,  çatısı ahşaptır. Sağ tarafındaki ahşap minaresi cepheye asılmış ve şerefesi ahşap saçaklı iken, 1955 tarihinde cami şimdiki şekli ile ihya edilerek tuğladan yapılmıştır.  Eski cami kapısının sağında klasik üslupta yapılmış bir çeşme vardır.   

 

●     Ali Paşa Camii

○    Eski Kurukavak yeni Halit Paşa Cad. üzerinde ve Sofular Bostanı Sokağı karşısındadır. Kitabesi ve haziresi yoktur. Mabet, yığma taştan ihya edilmiş olup mihrabı dışa taşmalıdır. Çatısı ahşaptır. Çok ender camilerde olduğu gibi minaresi solda ve muntazam kesme taştan yapılmıştır. Mimar Sinan'ın eseri olan bu mescidin en büyük özelliği şerefesidir. Sekiz köşeli olup üzeri bir külahla örtüldüğünden kapalı bir oda durumundadır. Silahî Bey Camii şerefesinin bir benzeridir.  Mabet, Sultan II. Abdülhamid devrinde onarım görmüştür. 1310 (1892). Bânisi, Ali Paşa, Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamlarındandır. Kalın ve semiz lakapları, çok şişman olduğu için verilmiştir. Padişah'ın damadı Rüstem Paşa'nın vefatı üzerine 968 (Temmuz 1561) tarihinde sadrazam olmuş ve 972 (1565) tarihindeki vefatına kadar dört yıl bu görevde kalmıştır. Mabedi bu sırada yaptırmış olmalıdır.

 

  • Arpacı Hayrettin Mescidi

                 Eyüp Çömlekçilerde Abdurrahman Şeref Bey Caddesi’ndedir. İstanbul’un fethinde ordunun arpasını temin eden Hayrettin Ağa tarafından yaptırılan mescid, ahşap olup, alçak tavanlıdır. İki yolun birleştiği köşede yer alan asma minare şeklindeki minare kapalı bir şerefeden ve saçaklı bir külahtan ibaret iken,  yapılan tamiratlarla mescid tamamen değiştirilmiştir.    Kanuni Sultan Süleyman devrinde Mimar Sinan tarafından tamir edilenn mescidden hiçbir iz kalmamıştır.

 

     ●    Aşçıbaşı Camii

                        Cami, Otakçılar'da, Aşhane Sokağı ile Aşçıbaşı Camii  Sokağı'nın birleştiği  

                          köşededir. Kare planlı mabet,  yığma taştan geçen yüzyılın 

                          sonlarında yapılmıştır. Ahşap çatısı kiremit döşelidir. Mihrabı dışa  

  taşmalıdır. Sağ tarafındaki minaresi ince tuğladan yapılmış olup külahı  

  kesme taştır.   Aşçıbaşı Mehmet Ağa’nın kabir taşı minare tarafında  

  olup etrafı alçak bir duvarla çevrilmiştir. Bu durumda mabet 950 

  (1543) tarihlerinde ve Kanuni devrinde  yapılmıştır.  Camiin sol  

 tarafındaki avlusunda çıkrıklı bir kuyu ve ufak abdest teknesi vardır. 

 Mabedin arkasında ve ileride Aktürbe ve onun sol tarafında da  meşhur   Levnî'nin kabri    vardır. Aralık 1976'da taşı kırılmıştır. Zamanla harap olan  cami, bir  harabe haline gelmiş ve döşemeleri dahi çökmüşken 1980 yılında   aslına uygun bir  şekilde yenilenmiştir.

 

●    Baba  Haydar Camii

○  Mescid, Haydar Baba Caddesi ile Baba Haydar Cami'i  Sokağı'nın birleştiği yerde ve sokağın sağ köşesindedir. Her iki yola açılan kapıları vardır. Haydar Baba Caddesi'ne açılan merdivenli bir yoldan caminin avlusuna girilir. Sol taraftaki hacet penceresi arkasında Haydar Baba'nın kabri vardır. Pencerenin yanında şu kitabe bulunmaktadır. Ahşap son cemaat yerinin geniş saçağını payandalar taşımaktadır. Minaresi sağda olup şerefesinin etrafı demir parmaklıktır. Caddeye göre set üzerinde bulunan mabet kare planlı, kargır, çatısı ve minberi ahşaptır. Alt üst pencerelerden ışık alır. Kitabesi yoktur.

 

  • Bâli Hoca Mescidi

Eski Yeni (Fahri Korutürk) Caddesi'ndedir. III. Murad devri ricalinden Abdullah Bâli Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi ve haziresi yoktur. Bâli Efendi'nin etrafı demir parmaklıklı kabri ise mescidin içindedir. Mabet, Birinci Dünya Savaşı'nda depo olmuş, 1918 mütarekesinde boşaltılmış fakat pek harap olduğundan ibadete açılamamış, uzun zaman dört duvar halinde iken 1960 tarihlerinde şimdiki şekliyle yeniden yapılmış ve yanına da bir bölüm ilave edilmiştir. Bundan dolayı iki mihrabı vardır.  Minberi ahşaptır. Kitabesi ve haziresi yoktur. Bâli Efendinin etrafı demir parmaklıklı kabri birinci bölümün sahnındadır.  Şahidesi yoktur.   1269 (Eylül 1853) tarihinde, Sultan III. Selim'in ikinci eşi Refet Kadın Efendi, mescide minber koyarak cami haline getirmiş ve "nükûdu nemasından meşrut vazife ile kitabet cihetinin tevcihini" yaptırmıştır.

 

     Bey Camii

     Silahşör Mehmed Bey Camii, Selâhi Camii ve Sürahi Camii adları ile de anılır.  Zal Paşa Caddesi ile Selâhi Mehmed Bey Sokağı'nın birleştiği yerde ve Sokağın sağ köşesindedir. Yapıldığı tarih belli değildir. Karşısında, Zal Mahmud Paşa'nın 958 (1551) tarihinde inşa ettirdiği camiinin mahallesi yoktur. Oysa Bey Camii’nin Mahallesi vardır. Bu durumda 1551 tarihinden evvel yapılmıştır.  Cami, türbe ve minaresi tuğla hatıllı olarak muntazam kesme taştan yapılmıştır. Çatısı ahşap olup kurşun kaplıdır. Kirpi saçaklıdır. Minaresi kıble duvarının önünde olup mabetten ayrı yaptırılmıştır. Dışa taşkın olmayan şerefesi ince mermer söveler bunların arasına yerleştirilen korkuluk levhaları ile üstü kapalı bir oda gibidir. Gövde ve şerefesi altı köşelidir. Külahı kurşun kaplıdır.  Son cemaat yerine açılan kemerli kapısının karşısında Mehmet Bey'in türbesi bulunmaktadır. Kare planlı mabet alt üst pencerelerden ışık alır. Türbe tarafında küçük bir hazire vardır. Kitabesi yoktur. Mabet, 1970–72 tarihlerinde aslına uygun olarak restore edilmiştir.

 

●  Büyük İskele Camii

 Çevri Kalfa ve Hacı Mahmud Ağa Camii de denir. Cami, Eyüp vapur iskelesi civarında, Eyüp İskelesi Caddesi ile Hünkâr İskelesi mahalline giden yolun birleştiği yerde ve Kızıl Mescid Sokağı'nın karşısındadır. Eyüp İskelesi  Mescidi'nin banisi Gürcü asıllı el-Hac Mahmud Ağa'dır (975/1567).   Mescid, Çevri Usta'nın vefatından sonra malından şehremini Hayrullah Efendi marifetiyle yenilenmiştir. Çevri Usta, Sultan Mahmud'un hazinedarı olup 1235/1819 tarihinde vefat ederek Fâtih Sultan Mehmed Camii şerifi civarında Nakşidil Valide Sultan Türbesi içine defnedilmiştir. Mescidin minaresi ve mahallesi yoktur.  Fevkanî olan mescide merdivenle çıkılır.  Altında ve sağda, ayna taşı üzerinde, su ayeti yazılı bir çeşme ile yanında iki dükkân vardır.  Mescid, minare gibi köfeke taş ile kaplanmıştır.

 

●  Cezeri  Kasım Paşa  Camii

        ○  Çömlekçiler civarında, Zal Paşa Caddesi ile Cezerî Kasım Akar Çeşmesi Sokağı’nın birleştiği köşededir.  Banisi Cezerî-Zade Kasım Paşa'dır. 921 (1515) tarihinde yaptırmıştır.   Mabet, tuğla hatıllı olarak kesme taştan yapılmıştır. Tek ve sağır kubbelidir. Önünde üç kubbeli bir revakı bulunmaktadır.  Minaresi sağda olup şerefesinin altı şekillidir.  Avlusundaki şadırvanı Hâdice Sultan kethüdası Mehmed Efendi yaptırmıştır. Caminin avlusundaki fevkanî mektep ile ahşap medresesinden eser kalmamıştır.  Mihrabın sağ tarafındaki çini panoya Kâ'be resmedilmiştir.  Altında, Receb 1138 (Mart 1726) tarihi ile İznikli Mehmet oğlu Osman ismi yazılıdır ve ne yazıktır ki bu çini pano  çalınmıştır. Bu tarihte camiin mihrabı içine ve minberinin soluna, duvara da çiniler yerleştirilmiştir. Bu güzel çiniler, Nevşehirli İbrahim Paşa sadaretinde İznik’te veya Tekfur Sarayı'nda, Türk çiniciliğinin ihyasına çalışıldığı sırada yapılmıştır. İmzalı ve tarihli çini olarak da ayrıca kıymetli bir vesikadır.  Mabedin minberi ahşaptır.  Kasım Paşa'nın Sâş mahlaslı şiirleri vardır.

 

  • Defterdar Camii

○    Defterdar Caddesi üzerindedir. 1541 yılında Defterdar Nazlı Mahmud Efendi tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Mahmud Efendi'nin türbesi camiinin mihrap yönünde ve Zalpaşa Caddesi’ndedir. Avlusundaki ahşap medrese ile Çömlekçiler Arkası Sokağı tarafındaki taş mektebinden eser   yoktur. Minaresi sağda olup tamamen kesme taştan yapılmıştır.  İlk yapıldığı zaman kubbeli idi.  1179/1766 depreminde çökmüş ve daha sonra ahşap tavanlı olarak yeniden yapılmıştır.

 

  • Demirciler Mescidi (Çiviciler Mescidi)

o   Feshane Caddesi’nin, Camii Kebir Caddesi ile birleştiği köşeye yakın bir yerdedir. Bâniyesi Zehra bint-i Abdullah Hatun’dur. 1545 tarihli mescidin haziresinde medfundur.  Mescit yakın zamana kadar harabe halinde iken aslına uygun olarak restore edilmiştir.

 

  • Dökmeciler Mescidi (Düğmeciler Mescidi)

o        Düğmeciler caddesindedir. İstanbul kadısı ve Anadolu kazaskeri Dökmecizade Mehmed Bakır Efendi tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. XVI. yüzyıla ait caminin bânisi de hazirede gömülüdür. Hazirede Sahabe-i kiramdan Hz.Cabir (R.A.) oğlu Muhammed El-Ensarî (R.A.) Hazretlerinin de türbesi bulunmaktadır.

 

 

     ●  Evlice  Baba   Mescidi

                            Evlice Baba Mescidi de denir. Mescid, Eyüp'ün Bülbül  Yuvası  

                              mevkiinde ve Evlice Baba Mescid Sokağı’nın sağ  tarafındadır.

                              Bânisi Fatih ricalinden Veliyüddin Efendi’dir. Karşısında olan mezaristan  

                              köşesinde medfundur.   Veliyüddin Efendi’nin Fatihi’n meşk (yazı veya

                               musiki)  hocası olduğu söylenir.

 

           ●  Hacı Hüsrev Mescidi

○  Ümmi-Hân Hatun Mescidi de denir. Haliç Köprüsü ve çevre yolunun yapımı  sırasında,  bütün bir  semt, Abdülvedûd  Mahallesi, Tokmak tepe ve mezarlıkları ile beraber ortadan  kalkmıştır. Bu arada, derin bir çukurda kalmış olan, Hacı Hüsrev Camii de, kimse tarafından iskân edilmemesi amacıyla çatısı ve minaresi yıktırılmıştır.  Mabet, meyilli bir arazide yapıldığından fevkanîdir. Yığma taştandır.

 

                                Mescidin sağ tarafında, yol aşın yerde ve köşede, klasik,  1103/1691 

tarihli Mehmed Ağa ve Hacı İbrahim Efendi çeşmesi vardır. Sol tarafında ise 1237/1821 tarihli Hacı Mehmed Ağa Çeşmesi bulunuyordu. Hacı Hüsrev Mescidi'nin yapılış tarihi belli değildir. Ümmihâni  Hatun Hacı Hüsrev'in kızıdır. Mehmed Ağa Çeşmesi 1691 yılında yapıldığına göre mabet,  bundan bir müddet evvel yapılmış olmalıdır. Mescit ve yanında yer alan çeşmeler yakın zamanda Sahabeden Kaab Hazretlerinin kabri yakınına nakledilerek ibadete açılmıştır.

 

     ●   Hacı Rıza Paşa Camii

   Hamidiye Camii ve Cum'a Camii isimleri ile de bilinir.  Cami, Râmi'de Cuma Camii Sokağı ile eski adı Rusçuk Yaranı Sokağı olan şimdiki Mahmudiye Sokağı ile birleştiği yerdedir. Bu iki sokaktan başka, şeyh Abdullah Sokağı ile Bağlar Caddesi’ne de açılan kapıları vardır. Mabet yığma taştan olup çatısı ahşaptır. Alemine kadar kesme taştan yapılmış olan minaresi kısa olup sağdadır. Kitabesi yoldan görülmesi için mihrap çıkıntısı üzerine konmuştur.  Caminin bânisi Hacı Ali Rıza Paşa, Sultan II.  Abdülhamid'in meşhur baş mabeyincisidir.

 

  • İslambey Camii

o        İslambey Caddesi’ndedir. 1521 yılında Kanuni devrinde ümeralık yapan İslambey tarafından yaptırılmıştır. Banisinin mezarı da hazirededir.

 

  • Kapıağası Mescidi (Davutağa Mescidi)

o        Nişanca’da Davut Ağa caddesindedir. 1415 yıllarında Babüssaade Ağası Davut Ağa tarafından yaptırılmıştır. Banisi Davut Ağa'nın mezarı haziresindedir.

 

·         Kasım Çavuş Camii (Eski Yeni Camii)

o        Eski Yeni Caddesi (Fahri Korutürk Caddesi), İslambey Caddesi ve Balıkçı Bakkal Sokağı’nın birleştikleri bir noktada konumlanmıştır. XVI. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen yapı Kasım Çavuş adlı bir zat tarafından yaptırılmıştır.

 

  • Kızıl Mescit

o        Zalpaşa Caddesi’ndedir. 1581 yılında Kiremitçi Süleyman Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Mescidin haziresinde, Divan şairi, Defterdar Enderun Fazıl, Hüseyin de  yatmaktadır.

 

·         Münzevi Mescidi (Süleyman Subaşı Mescidi- Karcı Süleyman Mescidi)

o        Eyüp, Nişanca'da Münzevi Caddesi’ndedir. XVI. yüzyılda Karcı Süleyman Subaşı tarafından yaptırılmıştır. Eseri Mimar Sinan yapmıştır.

 

     Nazperver Camii

      ○   Baba Haydar semtinde ve Nazperver Caddesi ile Ahmed Çelebi Sokağı   

              arasında idi. Bugün yalnız kesme taştan yapılmış minaresinin kaidesi ile 

              arsası mevcuttur. Dere Mescidi adıyla da anılan mabedi, Sultan III. 

              Murad'-ın (1574–1595) saraylılarından Nazperver Hatun yaptırmıştır.

Vefat tarihi ve kabrinin yeri belli değildir. Mescid, 1940 tarihinde çok harap bir durumda iken vakıfça yıktırılmıştır.  Semtin yaşlıları buraya Ahmed Dede Mescidi demektedir. Mabet, Nazperver Hatun tarafından yaptırıldıktan sonra  Ahmed Çelebi (Dede) tarafından, bilinmeyen bir tarihte onarılmış ve vakıf tahsis edilmiş olmalıdır.

 

·         Nişanca Camii (Nişancı Mustafa Paşa Camii)

o        Eyüp, Nişanca, Mustafa Paşa Caddesi’ndedir, Koca Nişancı Celalzade Mustafa Paşa tarafından 1543 yılında yaptırılmıştır. Caminin cadde tarafında II. Mahrnud için kızı Mihrimah Sultan tarafından yaptırılmış bir çeşme ve caminin bitişiğinde Rami Paşa tarafından yaptırılmış bir Sıbyan Mektebi bulunmaktadır. Cami bahçesinde ise, Reis-ül Küttap, Nişancı, Tarihçi, Divan şairi Celalzade Mustafa Paşa'nın (1494–1567) türbesi bulunmaktadır.

 

·         Otakçılar Mescidi (Fethi Çelebi)

o        Otakçılarda, Fethi Çelebi Caddesi üzerindedir. Fatih'in Otakçıbaşılardan Fethi adıyla tanınan Fethullah Efendi tarafından XV. yüzyılda inşa edilmiş olan cami, harap olduğu için 1683 yılında Kızlarağası Gazanfer Ağa tarafından ihya edilmiştir. Yakın tarihte restore edilmiştir.

 

     ●     Savaklar  Mescid  (Hırami  Ahmet Paşa  Mescidi-Uşşakî  Tekkesi)

○    Hirâmi Ahmet Paşa Mescidi ve şeyh Cemalüddin Uşşâki  Tekkesi isimleri ile de anılır. Eğrikapı dışında, Savaklar Caddesi ile Cebecibaşı Caddesi’nin birleştiği yerdedir. Bugün, Fethi  Çelebi Mahallesi adıyla anılan bu semt, Kırkçeşme Suları'nın taksim yeri  olan Savak'tan dolayı Savak Mahallesi ve Cebecibaşı Ağaları'ndan birinin burada ilk defa olarak bir ev yaptırmış  olmasından dolayı da Cebeci Mahallesi adıyla anılmıştır.  Savaklar Mescidi'nin banisi Hirâmi Ahmet Paşa Yeniçeri Ağası iken Sadrıazam Siyavuş Paşa'ya damad olmuştur.  Mabet kare planlı olup duvarları taş, çatısı ahşaptır. Sağ tarafındaki ahşap minaresi, Sadrıazam Silahdar Derviş  Mehmed Paşa tarafından tuğladan yaptırılmış ve bu sırada da mescit esaslı bir surette tamir edilmiştir.

 

·         Sofular Mescidi (Sofu Ali Çavuş Mescidi)

o        Sofular Caddesi’ndedir. Fatih devri çavuşlarından Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. 1464 yılında inşa edilen caminin haziresinde Çavuş Ali Ağa yatmaktadır.

 

       Şah Sultan Camii

 

                         ○   Eyüp'te Bahariye isimli semtte ve Silahdar Ağa Caddesi  üzerindedir.    

                              Mabet, Mimar Sinan'ın eseridir. Altı ahşap sütunun üzerinde yine ahşap  

                              bir çatı bulunan son cemaat yerindeki sofada birer mihrabcık  

                              mevcuttur. Minaresi sağdadır.  Kare planlı mabet, iki sıra tuğla ve bir

                               sıra kesme taştan yapılmıştır.  Mihrabı istalaktitli ve minberi ahşaptır.

                              Banisi şâh Sultan,   Sultan I. Selim'in kızı, Sadrazam Lütfi Paşa'nın eşidir.

                               Mabet, 1179/1766 depreminde yıkılmış ve Sultan III.  Mustafa

                               zamanında yenilenmiş ve daha sonra Sultan II.  Mahmud tarafından

                              tamir ettirilmiştir.

 

  • Takyeci Mescidi (Arakiyeci Mescidi)

o        Abdurrahman Şeref Bey Caddesi’ndedir. İstanbul'un en küçük mescidi olan bu yapı, Arakiyeci İbrahim Ağa tarafından 1591 yılında yaptırılmıştır. İbrahim Ağa'da Cami’nin bitişiğindeki sebilde gömülüdür.

   

         ●   Tantavi-Zâde Camii

                       ○     Rami'de, Boşnak Hızır Sokağı ile Mazhar Bey Caddesi’nin birleştiği yerde ve Sokağın sol köşesindedir.  Tam köşede ise 1341 (1922) tarihli Nazım Bey Çeşmesi  vardır. Sol tarafında ise bir ilkokul bulunmaktadır. Camiin kitabesi ve haziresi yoktur.  Duvarları kargir çatısı ve minberi ahşaptır. Sağdaki minaresi alemine kadar kesme taştandır. Hicri, 1307/1889 tarihinde devrin ünlü tüccarlarından Tantavf-Zâde tarafından yaptırılmıştır.  Cami'in yanında "Hacı Halit Bey Mektebi" ismiyle anılan bir de mektebi vardı. Bu mektebin yerinde şimdi bir ilkokul bulunmaktadır.  Cami ve mektep en geç 1876 tarihinde yapılmış olmalıdır.

 

  • Topçular Mescidi

o        Rami Kışla Caddesi üzerindedir. Kanuni devri topçubaşılarından Es'ad Ağa tarafından 1558 yılında yaptırılmıştır. Banisi Es'ad Ağa Cami’nin haziresinde gömülüdür.

 

●       Yavedut Camii

o        İstanbul’un fethinde yer alan Buhara Erenlerinden olan Yavedut Sultan Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan mescid ve zaviye zaman içinde tahrib olunca IV. Mehmet’in kızı Hatice Sultan tarafından bu günkü şekliyle yeniden yaptırılmıştır. Ve 1151/1738 tarihinde de minber koydurarak birçok akar vakfetmiştir. Cadde üzerindeki kemerli kapıdan merdivenle inilerek girilen küçük taşlığı, yolun yükselmesi nedeniyle yok olmuştur. Camiye giriş yan taraftan açılan kapıyla sağlanmaktadır. Bugün kapanmış olduğu için kullanılamayan kapı üzerinde Selam ün’aleyküm ayeti kerimesi ve 5 C.ahir 1219 tarihi görülmektedir. Taşlığın sağ tarafındaki kapı türbe kapısıdır ve içinde dört kabir vardır. Alt katı kâgir olan caminin üst katı tamamen ahşaptır.

 

  • Zal Mahmut Paşa Camii

o        Defterdar Caddesi kenarındadır. Kitabesi olmayan Zal Mahmut Paşa Külliyesi, Mimar Sinan'ın engebeli arazide yeni bir denemesi olmuştur. Doğu duvarında bulunan çeşme H.998 (M.1590) tarihlidir. Zal Paşa'nın Türbesinin de yer aldığı külliyenin haziresinde XVI. yüzyılın tanınmış nakkaşlarından ve şairlerinden asıl adı Haydar olan ancak Nigârî mahlasını kullanan sanatçının mezarı da bulunmaktadır.

 

             Zeynep Hatun Camii

                       ○    İdris köşkü semtinde ve Kerim Ağa Sokağı ile Gümüşsüyü Cami'i Sokağı

                              arasındadır.  Mabet kesme taştan yapılmıştır. Çatısı ahşaptır. Dar bir

                               sahaya yapıldığından,  yolun şekline uydurulmuştur. Sağ tarafına 

                               sığmayan minaresi mihrap yönüne ve camiden ayrı olarak yapılmıştır. 

                               Bu durum  İstanbul camilerinin hiç birinde yoktur.

                               Zeynep Hatun'un kocası İdris-i Bitlisiî’nin  İran'ın istilasında onun mühim 

                               rolü vardır.   Zeynep Hatun mabedi 1520 tarihinden sonra yaptırmıştır.

Tekkeler
  • Afife Hatun Tekkesi

o        Zalpaşa Caddesi ile Balcı Yokuşu’nun birleştiği yerdedir. Bugün yalnız semahanesi durmaktadır. Tekke, Abdün Nafi Efendi tarafından annesi Afife Hatun adına yaptırılmış olup; 1260/1587 tarihli mezarı hazirededir.

 

  • Baba Haydar Tekkesi

o        Cezri Kasım Mahallesi’nde, Baba Haydar Sokağı’ndadır. 1560'lı yıllarda Kanuni Sultan Süleyman tarafından Nakşibendî Şeyhi Haydar Baba için teberrüken yaptırılmıştır. Baba Haydar'ın 957/1587 tarihli mezarı hazirededir.

 

  • Bahariye Mevlevihanesi

o        Mevlevi Şeyhi Ağazade Mehmed Dede için Ohrili Hüseyin Paşa tarafından 1031/1613 yılında kurulan Beşiktaş Mevlevîhanesi’nin buraya taşınmasıyla kurulmuştur. Bu taşınma 1290/1873 yılında olmuştur. Bahariye Mevlevîhanesi tekkelerin kapatılması üzerine benzerleri gibi bakımsız kalmış ve zaman içinde yıkılmıştır. Bugün sadece mescidi ayaktadır.

 

  • Balçık Tekkesi

o        863/1459 tarihinde Darü'l-Hadis olarak yapıldı. Zamanla bu Darü'l-Hadis yıkıldığı için Tiryaki Hasan Paşa tarafından XVII. yüzyılda yeniden yaptırılmış ve Şeyh Mahmud Sünbülî'ye verilmiştir.

 

  • Cafer Paşa Tekkesi

o        Eyüp, Zal Paşa Caddesi’nde Kızıl Mescid’in karşı tarafında yer almaktadır. Tekkenin banisi Cafer Paşa'dır. Cafer Paşa Sultan Süleyman'ın son savaşına (Zigetvar) Silahtar olarak katılmıştı. Yazısı padişahın yazısına çok benzediğinden, padişahın hastalığında ve öldükten sonra gizli olarak, Sadrazam'ın emri ile gereken yazıları yazarmış. III. Murad'ın saltanatı döneminde 995/1587 tarihinde vefat etmiş ve tekkenin yanındaki türbede gömülmüştür.

 

·         Hatuniye Dergahı

o        Gümüşdere Sokak’ta yer alan Tekke, Milli Mücadele’ye katılan tekkelerdendir. XVIII. yüzyıla aittir. Milli Mücadele sırasında büyük hizmet ve fedakârlıklara sahne olan bu dergâh bakımsızlık yüzünden, birçok örneği gibi harap olmuş durumdadır. Sultan III. Selim’in de katıldığı meşk alemlerinin yapıldığı bu dergâhtan günümüze haziresi ve bazı yapı parçaları kalmıştır.

 

  • Hüsrev Paşa Tekkesi

o        Eyüp, Bostan İskelesi yakınında, Hüsrev Paşa Türbesi’nin arkasındadır. III. Selim, II. Mahmud ve Abdülmecid devri hükümet ricalinden Hüsrev Paşa tarafından XIX. yüzyılda yaptırılmış olup Nakşibendî tarikatına bağlı olarak faaliyetini sürdürmüştür.

 

  • İzzet Paşa Tekkesi (Vezir Tekke)

o        Sofular Mahallesinde, Vezir Tekke Sokağı’ndadır. Tekkenin banisi İzzet Mehmet Paşa, 1210/1795 yılında Sadrazamlığı esnasında yaptırmıştır. Tekkeyi, Nakşibendî tarikatından Şeyh Seyyid Ömer Efendi'ye vermiştir.

 

  • Kara Süleyman Tekkesi

o        Kara Süleyman Tekkesi Sokak’ta, Ümmi Sinan Tekkesi yakınındadır. Sultan II. Beyazıd döneminde defterdar olan Kara Süleyman Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Tekkeden günümüze hiçbir iz kalmamıştır.

 

  • Karyağdı Tekkesi

o        Ballıbaba Sokak ile Karyağdı Sokağı’nın birleştiği köşede yer alan bu tekke bir Bektaşî Tekkesidir. XVI. yüzyıla aittir.

 

  • Maktul Mustafa Paşa Tekkesi

o        Otakçılar Fethi Çelebi Caddesi’ndedir. III. Osman ve III. Mustafa dönemlerinde iki kez sadrazamlık yapmış ve üçüncü sadrazamlığı sırasında azledilerek, Midilli'de öldürülen 1178/1764 Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.

 

  • Mürteza Efendi Tekkesi (Kaşgari Tekkesi)

o        İdris Köşkü Tepesi yakınındadır. İdris Köşkü tepesine mezarlıklar yönünden çıkarken solda set üzerinde yer alan Kaşgari Tekkesi, Tersane Amirliği gibi görevlerde çalışmış bulunan Yekçeşme Mürteza Efendi tarafından 1157/1744 yılında yaptırılmıştır.

 

  • Selami Bey Tekkesi

o        Nişancı Mahallesinde, Nazır Ağa Çeşmesi Sokağı üzerindedir. Tekke Arabacızade İbrahim Nesim Efendi tarafından, Şeyh Selami Efendi için, 1213/1798 tarihinde sadaret kethüdası olduğu sırada yaptırılmıştır. Tekke, ayin günü pazar olan bir Nakşibendî dergahı idi.

 

  • Sertarik-Zade Tekkesi

o        Nişancı Mahallesi'nde, Davut Ağa Caddesi ile İlahiciler Sokağı'nın birleştiği yerde ve sokağın sol köşesindedir. XVIII. yüzyıla ait olan bu Tekke, Sertarikzade Mehmed Emin Efendi tarafından yaptırılmıştır.

 

  • Şeyh Murad Efendi Tekkesi

o        Eyüp, Nişanca'da, Nişanca Mustafa Paşa Caddesi ile Davutağa Caddesi'nin kesiştiği yerde bulunan yapı kompleksi, Şeyhülislam Minkarizade Yahya Efendi'nin damadı Kangırlı (Çankırılı) Mustafa Efendi (Ölm. 1090/1680) tarafından yaptırılmıştır. Buharalı Şeyh Murad Efendi adına medrese olarak yaptırılmış, Lale Devri yapısı olan tekkenin, şimdi yerinde bulunmayan kitabesi H. 1127 (M.1715) tarihlidir. Medrese Şeyh Murad Efendi'nin ölümünden sonra Nakşibendî zaviyesine dönüştürülrnüş, aynı zamanda, Hamzari-Melamî tekkesi olarak da faaliyet göstermiştir.

 

  • Ümmi Sinan Tekkesi

 Halvetî Tarikatı'nın, Sinanî koluna bağlı bir dergâhtır. Sinanîlik kolunu kuran Şeyh jbrahim Sinan Ümmi, 1551 'de İstanbul'da vefat eder ve cenazesinin başı "manevi işaret” üzerine Eyüp'e götürülüp, şimdiki tekkenin olduğu yere gömülür ve burada türbe yaptırılır. Tekke de Ümmi Sinan'ın halifesi Şeyh Nasuh Efendi tarafından yaptırılmıştır.

 

Türbeler
  • Abdurrahman Ağa Türbesi
    • Feshane Caddesi ile Camii Kebir Caddesi'nin birleştiği noktada ve Sultan Reşat Türbesi'nin karşısındaki köşede yer almaktadır. 1648 tarihlidir. Türbe Şekerpare Kadın'a aittir.

 

  • Abdülvedut Sultan Türbesi (Yavedut Sultan Türbesi)
    • Defterdar Caddesi kenarındaki mezarlıktadır. Abdülvedut Sultan (Ölm.1455) için 1875 yılında Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır.

 

  • Adile Sultan Türbesi
    • Eyüp, Bostan İskelesi yakınındadır. Adile Sultan (1826-1899), Sultan II. Mahmut ile Zernigar Sultan'ın kızı, Sultan Abdülmecit'in kız kardeşidir. Sadrazam, Tophane Müşiri Mehmet Ali Paşa ile evlenmiştir. 1899 tarihlidir.

 

  • Ayas Paşa Türbesi
    • Eyüp Sultan Camii'nin Bostan İskelesine açılan dış kapının sağında ve ihata duvarının içindedir. Ayas Mehmed Paşa (1482-1539), Kanuni devri vezirlerindendir. Sinan'ın ilk eseri olan ve kubbeli bir açık türbe şeklinde yaptırılmıştır.

 

  • Bulak Mustafa Paşa Türbesi
    • Eyüp Sultan Camii'nin kıble yönünde ve sağ ön tarafta musalla kapısı adı verilen dış kapının yakınında meydana nazır bir yerde bulunan bu açık türbede Mimar Sinan eseridir.

 

  • Cafer Paşa Türbesi
    • Kalenderhane Caddesi üzerinde ve Kızıl Mescit civarındadır. H.995 tarihli türbenin ahşap çatısı yıkıktır. Türbenin banisi, Cafer Paşa, Kanuni devri devlet adamlarındandır ve Sokollu Mehmed Paşa'nın damadıdır.

 

  • Edhem Baba Türbesi
    • Abdurrahman Şeref Bey Caddesi üzerinde, Arpacı Hayrettin Mescidi karşısında bulunmaktadır. Bazı kaynaklara göre sahabelerden olan Edhem Baba. Hadika'ya göre de, Akşemseddin'in pirdaşlarındandır.

 

  • Hz.Eyüp Sultan Türbesi

                  Hazreti  Halid bin  Zeyd  Ebu  Eyyub  el-Ensari’nin mezarının Akşemsettin  tarafından bulunmasından sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından mezar üzerine bir türbe yaptırılmıştır. Türbenin inşaatına 1453 yılında ve İstanbul kuşatmasının ilk günlerinde başlandı. Mimarı hakkında herhangi bir kayda rastlanmamaktadır. 

   Fatih  Sultan  Mehmed  tarafından  inşa  ettirilen  Hazreti  Halid  

   Türbesi'nin  kuzey  ve  kuzeybatı  kısımları  hariç   diğer  tarafları  daha 

   sonraki devirlerde yapılan ilavelerle tamamen kapatılmıştır. 

Sekizgen planlı olan türbenin üzerini kasnaksız bir kubbe örtmektedir.   Türbe küfeki taşından inşa edilmiştir. Yüksek ve kemerli kapısı kıble tarafındaki girişe açılmaktadır. Türbenin tam ortasında etrafı gümüş şebeke ile çevrili olan Hz. Halid bin Zeyd’in sandukası yer almaktadır.

Sanduka ahşaptan yapılmıştır. Üzerine siyah atlastan yapılmış ve sarı renkte işlenmiş güzel yazı örnekleri süslü  “Kisve-i Şerife” çekilmiştir.  Sanduka üzerinde bulunan siyah atlastan yapılmış bu  “Kisve-i Şerife"yi   Sultan II. Mahmut yaptırmıştır. Üzerindeki yazıların büyük bir kısmı devrin meşhur hattatı Mustafa Rakım Efendi’ye aittir. Ancak sırma kuşak üzerinde bulunan celi yazılar Sultan II. Mahmud’un kendi el yazılarıdır.

Sandukanın etrafında gümüş bir şebeke mevcuttur. Bu şebekeyi ilk defa Sultan I. Ahmet,  gümüş telden yaptırmıştır. Daha sonra Sultan III. Ahmet devrinde sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından tamir ettirilmiştir.

Günümüzde sandukanın çevresinde görülen barok stilindeki dökme gümüş şebekeyi ise Sultan III.  Selim yaptırmıştır. Ustasının kimliği hakkında bilgi bulunmamaktadır. Ancak, şebekenin arka cephesinde Hicri 1207 tarihi,  yapılış tarihi olarak görülmektedir. Bu şebekenin türbe cümle kapısına göre arka kısmında kalan tarafında Osmanlı Hükümdarları kılıç kuşanma törenini yapmaktaydılar.  Sultan ikinci Beyazıd’dan itibaren bütün Osmanlı padişahları,  Topkapı Sarayı’nda Mukaddes Emanetler arasında muhafaza edilen sahabe kılıçlarından birini sembolik olarak kuşanmayı usul haline getirmişlerdi.

1115/1703 tarihine kadar Eyüp Sultan Türbesinde muhafaza edilen Sancağ-ı Şerif,  1115 tarihindeki isyan sırasında asilerin sancağ-ı şerifi ele geçirme teşebbüsü nedeniyle Topkapı Sarayı'na nakledilerek Hırka-i Saadet dairesinde muhafaza edilmeye başlandı.      

Sultan I. Ahmet,  Sultan III. Ahmet,  Sultan I.  Mahmut, Sultan III. Selim ve Sultan II.  Mahmut zamanında türbede büyük ölçüde tamirat ve tadilat işleri yapılmıştır.

 

  • Ferhat Paşa Türbesi
    • Camii Kebir Caddesi ile Feshane Caddesi'nin birleştiği yerdedir. 1004/1595 tarihli türbe kesme taştan yapılmış olup 16 yüzlüdür. Ferhad Paşa, Sultan III. Murad ve oğlu Sultan III. Mehmed devri vezirlerindendir. Türbenin mimarı Davut Ağa'dır.

 

  • Feridun Paşa Türbesi
    • Eyüp Camii haziresi içinde, Abdurrahman Ağa Türbesi'nin hizasında daha ileride yer alır. XVI. yüzyıla aittir. Feridun Paşa Sultan III. Murad devri nişancılarındandır.

 

  • Halil Rıfat Paşa Türbesi
    • Bostan İskelesi Sokağı ile Boyacı Sokağı'nın birleştiği yerdedir. Tam köşedeki türbe Halil Rıfat Paşa'ya, bunun arkasındaki ise Mahmud Paşa'ya aittir. XVIII. yüzyıla aittir. Türbede, Sultan Abdülmecid'in, kızı Seniha Sultan'ın oğlu Prens Sabahaddin de yatmaktadır.

 

  • Hançerli Sultan Türbesi
    • Eyüp, Hz. Halid Camii'nin Bostan İskelesine açılan dış kapısının solunda ve ihata duvarının içinde yer alır. Beybaba Sokağına kapısı açılır. Hançerli Sultan, Sultan II. Beyazıd'ın oğullarından Şehzade Mahmud'un kızıdır.
  • Hasan Hüsnü Paşa Türbesi
    • Boyacı Sokağı'na nazır bir yerdedir. Kaptan Hasan Hüsnü Paşa (1832-1903) II. Abdülhamid devri Bahriye Nazırlarındandır. Cephesi tamamen mermer olan türbe restore edilmiştir.

 

  • Hubbi Hatun Türbesi
    • Kızıl Değirmen Sokağı ile Defterdar Caddesi'nin kesiştiği köşede yer alan sekizgen planlı kesme taştan yapılmış olan bu yapı, XVI. Yüzyıla aittir.

 

  • Hüsrev Paşa Türbesi
    • Bostan İskelesi Sokağı üzerinde ve Halil Rıfat Paşa ile Adile Sultan Türbesi arasındadır. Karşısında Hüsrev Paşa Kütüphanesi vardır.

 

  • Karabaş Ahmet Efendi Türbesi
    • Feshane Caddesi üzerindedir. Tuğla ve kesme taşın alternatif kullanımı ile inşa edilmiş olan kare planlı türbede Tecdid müellifi Pir Ahmet Edirnevî yatmaktadır. Türbe Hicri 1001 (M.1592) tarihlidir.

 

  • Kızıl Mescit Türbesi (Kiremitçi Süleyman Çelebi Türbesi)
    • Kızıl Mescid'in kıble tarafındaki Ramazan Ağa Mektebi fevkanîdir. Kitabesi H.971 (M.1563) tarihlidir. Alt katta Süleyman Çelebi'nin türbesi vardır.

 

  • Lala Mustafa Paşa Türbesi
    • Eyüp Sultan Camii iç avlusunda ve avlunun bostan iskelesine açılan kapısının sol tarafındadır. H. 998 (M.1580) tarihli, dört sütun üzerine tek kubbeden oluşan bu türbe Mimar Sinan eseridir. Lala Mustafa Paşa, Kıbrıs Fatihi olarak tanınmaktadır.

 

  • Mehmet Vusuli Efendi Türbesi
    • Feshane Caddesi ile Kızıl Değirmen Sokağının birleştiği yerde ve cadde üzerindedir. XVI. yüzyıla ait türbede 998/1590 yılında vefat eden Mehmed Vusulî Efendi yatmaktadır.

 

  • Mirmiran Mehmet Ağa Türbesi
    • Beybaba Sokağı ile Camii Kebir Caddesi arasındadır. 1588 tarihli bu türbede, Sultan III. Murad devri devlet adam­larından Mirimiran Mehmed Ağa yatmaktadır.

 

 

  • Molla Lütfi Türbesi
    • Defterdar Caddesi üzerindedir. 900/1495 tarihinde idam edilmiş olan Molla Lütfî'nin mezarı Defterdar Mensucat Fabrikası'nın içinde kalmışken 1987 yılında fabrikanın yıktırılmasıyla ortaya çıkmış ve 1995 yılında da restore ettirilmiştir.

 

  • Nakkaş Hasan Paşa Türbesi
    • Zalpaşa Caddesi kenarındaki Nakkaş Hasan Paşa Türbesi, Zal Mahmud Paşa Medresesi'nin yanında bir hazire içindedir. Yapılış tarihi belli değildir. Mimarı Dalgıç Ahmed Paşa 1016/1608 yılında vefat ettiğine göre bu tarihten önce yapılmış olmalıdır.

 

  • Silahi Mehmed Bey Türbesi
    • Zalpaşa Caddesi üzerindeki, Zal Mahmud Paşa karşısında set üstünde, Silahi Mehmed Bey Camii'ne bitişik olarak yapılmış olup Fatih devri yapısıdır.

 

  • Siyavuş Paşa Türbesi
    • Camii Kebir Caddesi üzerinde ve Sokullu Mehmed Paşa Türbesi karşısındadır. Tek kubbeli ve on altı yüzlü olarak kesme taştan yapılmış türbe, Eyüp'ün en büyük türbesidir. H. 1011(M.1602) tarihlidir.

 

  • Sokullu Mehmed Paşa Türbesi
    • Camii Kebir Caddesi üzerinde ve Siyavuş Paşa Türbesi karşısındadır. Mimar Sinan eseridir ve H.976 (M. 1568) tarihlidir.

 

  • Sultan Mehmet Reşad Türbesi
    • Eyüp, Bostan İskelesi civarındadır. 35. Osmanlı Padişahı V. Mehmed 1844 yılında doğmuş, 1909 senesinde 65 yaşında saltanat makamına geçmiştir. 9 yıllık Saltanat döneminden sonra 1918 yılında 74 yaşında vefat etmiştir.

 

  • Şeyh Abdullah Kaşgari Türbesi
    • Kaşgarî Tekkesi haziresindedir. H. 1158 (M.1745) tarihlidir. Türbe 1983'te onarılmıştır.

 

  • Şeyh Abdülmecid Sivasi Efendi Türbesi
    • Nişanca Caddesi üzerindedir. Kare planlı türbe, tuğla hatıllı olarak kesme taştan yapılmıştır. Ahşap geniş saçaklı ve çatılıdır. H.104! (M.1639) tarihlidir. Türbeyi Mahpeyker Kösem Sultan yaptırmıştır.

 

  • Ümmi Sinan Efendi Türbesi
    • Türbe, Düğmeciler Mahallesi'nde, Semahane'nin sol tarafında olup, kapısı Semahane'ye açılmaktadır. H.176 (M.1568) tarihlidir. Türbe ve Semahane yakın tarihte restore edilmiştir. Ancak, haziresi harap durumdadır.

 

  • Zal Mahmud Paşa Türbesi
    • Defterdar Caddesi kenarında yer alan Zal Mahmud Paşa Külliyesi'nin bir parçasıdır. Kanuni Sultan Süleyman'ın damadı ve veziri olan Zal Paşa tarafından, Mimar Sinan'a yaptırılmış olup, XVI. yüzyıla aittir.
İmaretler

          Eyüp  Sultan  İmaret

                      Fatih Sultan Mehmed İmareti de denir. Eyüp Camii civarında musalla kapısı karşısında, Ebussuud Efendi Mektebi’nin yanında yer almakta olan bu imaret,  1950’li yıllara kadar varlığını sürdürebilmiş ancak,  1957 yılındaki yıkımlardan o da nasibini almış ve yıktırılarak yeri meydana katılmıştır.  Matbah  kısmı  kubbeli  olan  bu  bina  863/1458-59 tarihinde   Fatih  Sultan  Mehmed  tarafından   cami  ile  beraber  yaptırılmıştır.

 

  • Mihrişah Sultan İmareti
    • Bostan iskelesi kenarında yer alır, 1792 yılında, Mimar Kethüdası Arif Ağa'nın Mimarbaşılığı zamanında yapılmıştır. Mihrişah Sultan külliyesinin doğusunda yer alan dikdörtgen biçimindeki ikinci avluyu üç taraftan çevreleyen kubbeli revakların arasında bulunan ayna tonozlu mekânlar imaret bölümünü meydana getirmektedir. Sultan III. Mustafa’nın eşi, lll. Selim’in annesi Mihrişah Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır.
Medrese ve Mektepler
  • Cafer Paşa Medresesi
    • Cafer Paşa Tekkesinin bir parçasıdır.

 

         Ebussuud  Efendi  Mektebi

○   16. yüzyıla ait Mektebin banisi Osmanlı İmparatorluğu’nun 14.  şeyhülislamı zamanının en önemli hukukçusu ve din bilgini Ebussuud Efendidir. Alman şairi Goethe,  Ebussuud Efendi adına bir şiir yazarak ithaf etmiştir. 1574 tarihinde öldüğü zaman Mekke ve Medine’de kendisi için gıyabında cenaze namazı kılınmıştır.  Mektebinin yanındaki hazirede Ebussuud Efendi’nin ahfadından da  bir  çok  kimse bulunmaktadır.

  

         Lâ’li-Zade  Abdülbâki  Efendi  Mektebi

○   Kalenderhane Caddesi üzerindedir. Mektep tuğla hatıllı olarak kesme taştan yapılmıştır. 1156/1743 tarihli yapı 1970 li yıllarda restore edilmiştir.  Ünlü bestekâr Zekai Dede Efendi ilk tahsilini bu mektepte yapmıştır. 

 

  • Mihrişah Valide Sultan Mektebi
    • Bostan İskelesi Sokağı üzerinde, mezarlıklar arasındadır. H.1210 (M.1795) tarihlidir.

 

  • Sokullu Mehmed Paşa Medresesi
    • Camii Kebir Caddesi üzerinde ve Sokullu Mehmed Paşa Türbesi karşısında olup; H.976(M.1568) tarihli, Mimar Sinan eseridir.

 

  • Sultan Reşad Mektebi
    • Eyüp iskelesi civarında, Sultan Reşad'ın Türbesi yanındadır. 1910 tarihli mektep Mimar Kemaleddin Bey eseridir.

 

  • Şah Sultan Mektebi
    • Defterdar Caddesi üzerinde, Şah Sultan Türbesinin yanında yine aynı isimle bilinen sebilin üstündedir. H1215 (M.1800) tarihlidir.

 

  • Zal Mahmud Paşa Medresesi
    • Zalpaşa Külliyesinin bir parçası olup, H.988(M.1580) tarihlidir. Mimar Sinan eseridir.
Hamamlar
  • Eyüp Sultan Hamamı
    • Eyüp Sultan Camii yanında olup, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'da yaptırdığı 4. hamamdır.

 

  • Çömlekçiler Hamamı
    • Abdurrahman Şerefbey Caddesi üzerinde yer alan hamam Kanuni Sultan Süleyman'ın Şehzadesi Mehmed'in vakfındandır. Hamam, H.950 (M.1543) tarihli olup Mimar Sinan eseridir.
Kışlalar
  • Rami Kışlası
    • Yeniçeri teşkilatının kapatılmasını takiben yeni askerî teşkilatın kurulması sırasında Sultan II. Mahmud tarafından Rami Paşa çiftliğinde inşa ettirilmiş, devrinin ileri örneklerinden biridir. 1960'lı yıllara kadar ordu tarafından kullanılan kışla, askerlerin terk etmesinden sonra uzun süre bakımsız kalmıştır. 1985 yılında Eyüp Belediyesi tarafından satın alınan kışlanın, bahçesinde, gümrük arabaları, dışında ise yine 1985 yılında 2 yıllığına yerleştirilmiş olan kuru gıdacılar bulunmaktadır.
Kiliseler
  • Surp Egra Ermeni Kilisesi
    • Nişanca civarında, Karayel sokağı üzerindedir. XIX. yüzyıla aittir.

 

  • Surb Asduaddzazm Ermeni Kilisesi
    • İslambey Mektebi Sokağı üzerindedir. XIX. yüzyıla aittir.
Kütüphaneler

 

      ●      Hasan Hüsnü Paşa Kütüphanesi

 

  Boyacı Sokağı üzerinde ve Hasan Hüsnü Paşa Türbesi karşısında yer almaktadır. Eyüp semtinin son vakıf kütüphanesi olan bu kütüphane II. Abdülhamid devri Bahriye Nazırlarından Hasan Hüsnü Paşa tarafından Kaptan Paşa Camii olarak tanınan camisinden önce,  türbesiyle beraber 1319/1901 tarihinde yaptırılmıştır.

 

  • Hüsrev Paşa Kütüphanesi

o        Eyüp Sultan semtinin en önemli ve günümüzün kalan tek kütüphanesi Hüsrev Paşa Kütüphanesi'dir. 1839 yılında Eyüp Sultan Bostan iskelesinde özel bir binada tesis edilen bu kütüphanenin kurucusu III. Selim, II. Mahmud ve Abdülmecid devirlerinin Seraskerlik, Kaptan-ı Deryalık, Sadrazamlık ve Mısır valiliklerinde bulunan, tanınmış devlet adamlarından Hüsrev Pasa'dır. Denize yakınlığı nedeni ile bina ve eserler rutubetten fazlaca etkilenmekte olup; 1957 yılında eserler Süleymaniye Kütüphanesi'ne nakledilmiştir. Kütüphane 1983 yılından beri kapalıdır.

 

  • İsmihan Sultan Kütüphanesi

o        İsmihan Sultan tarafından 976/1568 tarihinde Sokullu Mehmed Pasa Medresesi’nde okunmak üzere tesis edilmiştir. Kitaplar Medreselerin kapatılması üzerine Hüsrev Paşa Kütüphanesi'ne oradan da, 1957'de Süleymaniye Kütüphanesi'ne nakledilmiştir.

 

  • Şeyh Murad Efendi Tekkesi Kütüphanesi

o        Sultan II. Mahmud Devrinde, Eyüp Nişancasındaki tekkede, tekke şeyhleri tarafından kurulmuş ve derviş bağışları ile zenginleşmiştir. Buradaki kitaplar, Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir.

Sahabe Kabirleri

İlçede inanç turizminin gelişmesinde önemli bir rol oynayan yapıların başında sahabe kabirleri gelmektedir. İlçede bulunan sahabe kabirleri ile ilgili bilgiler aşağıda yer aldığı gibidir:

 

  • Hz. Halid bin Zeyd Ebu Eyyup El Ensari
    •  Asıl adı Halid olup Medineli’dir Türbe Eyüp Sultan Camii avlusundadır.

 

  • Hz. Cabir bin Muhammed el-Ensari
    • Söz konusu türbe, Düğmeciler (Dökmeciler)  Mahallesi, Dökmeciler Caddesi üzerinde Dökmeci Mescidi avlusunda yer almaktadır. Açık türbede üç adet mezar bulunmakta olup ortada ki mezarın sahabeye ait olduğu rivayet edilmektedir.

 

  • Ebu’d – Derda ( Hz. Ebu’d – Derda el-Ensari )
    • Türbe Eyüp Belediye binasının arka tarafında, Zal Mahmut Paşa Camii ile Cezeri Kasım Paşa arasında yer almaktadır.

 

  • Hz. Edhem
    • Türbe Nişanca Mahallesi'nde, Abdurrahman Şeref Bey Caddesi üzerinde, Arpacı Hayrettin Mescidi karşısında yer alır. Türbedeki mevcut üç ahşap sandukadan sağda bulunanı bu zata aittir.

 

  • Hz. Ka’b Türbesi
    • Ayvansaray’da sur dibinde Haliç kıyısına yakındır. 1972–1974 yıllarında çevre yolu yapımı nedeniyle etrafındaki yapılar yıkılmıştır.

 

  • Hz. Abdü’s Sadık Amir İbn’-i  Same
    • Abdülvedüd Mahallesi Eğrikapı dışarısı sokağında, Sur kapısının dışındaki mezarlık içinde yer alan açık bir türbedir.

 

  • Hz. Hafir Türbesi
    • Eğrikapı dışarısı sokağında sura bitişik inşa edilen üçgen planlı türbenin bir duvarı sur beden duvarıdır.

 

3.1.12.2.      Önemli Merkezler

Eyüp Sultan Camii

 

Eyüp semtinin merkezinde, Haliç kenarındaki Eyüp Sultan Külliyesi içinde bulunan Eyüp Sultan Camii, İslam aleminin önemli ziyaretgâhlarından biridir. Caminin içinde de yer aldığı Eyüp Sultan Külliyesi; camii, türbe, hamam ve günümüze ulaşmayan medrese ve imaretden oluşmaktadır. Külliyenin ilk inşa edilen kısmı türbedir. Bu türbe adını, Hz. Peygamber’i Medine'ye ilk geldiğinde evinde misafir eden Hz. Ebu Eyüb el-Ensari isimli sahabeden almıştır. Halk arasında "Eyüp Sultan" olarak anılan Hz.Ebu Eyüb el-Ensari, Emevilerin 668-669'daki İstanbul kuşatmasına katılarak bu savaşta şehit olmuştur. Mezarının bulunduğu yeri İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed'in hocası Akşemseddin rüyasında görmüş ve buraya türbesi yaptırılmıştır. 1459 yılında ise yine Fatih Sultan Mehmed tarafından türbenin yanına camii, medrese, imaret ve hamam yaptırılmış böylece külliye oluşmuştur.

Yaptırılan bu ilk camii 1766 yılındaki depremde çok büyük zarar görmüş ve tamir edilemeyeceği anlaşılınca, Sultan III. Selim tarafından 1798'de tamamen yıktırılarak yerine yeni bir camii yaptırılmıştır. Bu yeni camii 1800 yılında tamamlanmış ve padişahın da katıldığı bir törenle ibadete açılmıştır. Camiinin 17.50 metre çapında bir ana kubbesi ve oldukça uzun iki minaresi vardır. Camii iç süslemeleri oldukça sadedir. Bu açıdan 18. yüzyıl camilerinden farklıdır. Mihrabındaki altın yaldızla kaplanmış süslemeleri dikkat çekicidir.

Eyüp Sultan Tepesi (Pierre Loti)

Eyüp Sultan Tepesi, Eyüp'ün en önemli mekânlarından biridir. Özellikle tarihî yarımadayı keşfe çıkan yabancı turistlerin ve kültür turuna çıkan İstanbulluların tercihi olan Eyüp Sultan Tepesi ayrıca Pierre Loti olarak da bilinmektedir.
Eyüp'te son dönemde yaşanan değişimlerin en büyüğü meşhur Eyüp Sultan tepesinde (Piyer Loti) yaşanmaktadır. Bu bölgede, geleneksel Osmanlı-Türk mimarisi tarzında, kısa süreli konaklamalara elverişli pansiyonlar inşa edilmekte, alışveriş merkezleri ve parklar yapılmaktadır. Özellikle turistik amaçlı gerçekleştirilen bu projenin en ilgi çekici bölümü teleferikle ulaşımdır. Teleferikle ulaşım ilçenin merkezinde bölgeye ulaşımı oldukça kısaltmakta ve zevkli hale getirmektedir.

Eyüp’ten Eminönü’ne kadar tüm Haliç’in tepeden görülebildiği mekâna yerli ve yabancı turistlerin oldukça rağbet göstermektedir. Tüm Haliç ve çevresini kuşbakışı gören bu tarihi mekânda, çini süslemeli eserler başta olmak üzere, turistik eşya satan yerler de mevcuttur.


 
 
 
 
Eyüp Teleferiği

Dünyaca meşhur bir manzara noktası olan Piyer Loti tepesine  (İdris Köşkü Tepesi)  ulaşmak için kullanılan yolların elverişsiz olması nedeni ile bu bölgeye ulaşımın teleferikle sağlanması planlanmış ve teleferik 2005 yılında hizmete açılmıştır.

 2005 Kasımında hizmete açılan Eyüp teleferiği, biri 625, diğeri 250 metrekare olmak üzere iki istasyondan oluşmaktadır. İstasyonlar arasındaki uzaklık 419, kot farkı ise 53 metredir. İstasyonlar arasındaki ulaşım, 8’er kişilik kapasiteye sahip iki gidiş iki dönüş dört adet panoramik kabinle yapılmaktadır. 6 trilyon liraya mal olan teleferik saatte 18 sefer yaparak karşılıklı olarak 350 kişi taşıma kapasitesine sahiptir. Teleferik bir seferini 200 saniyede tamamlamaktadır.

İç mekânları minyatür ve gravürlerle süslenen istasyonlarda, yolcu bekleme salonu, seyir terasları, yürüyen merdivenler ve idari üniteler bulunmaktadır. Eyüp teleferiği İstanbul‘un ilk teleferiği olan ve 1993 yılında Maçka ile Taşkışla teleferiğinden sonra yapılan ikinci teleferiktir. Eyüp Teleferiği’nin ücreti jetonla 1,1 YTL, Akbil ile 1 YTL, indirimli akbil geçisi ile 650 Ykr’dur.

Feshane

Feshane İstanbul Eyüp ilçesinin Defterdar semtinde 1835 yılında Osmanlı'nın önemli sanayi ürünleri olan çuha ve feshin temini için kurulmuş, yapı üretimi özelliğiyle de türünün ilk prefabrik çelik konstrüksiyon tekstil fabrikasıdır. Kolonlar Belçika'da döküm olarak imal edilerek getirilmiştir. Bina bu özelliğiyle de büyük önem taşımaktadır.

Osmanlı ordusu 19. yüzyıl ortalarına doğru kıyafetlerinde değişikliğe gitmiş, yeni kıyafetlerin temininde Feshane Dokuma Fabrikasının rolü büyük olmuştur. 1893 yılında Chicago'da açılmış olan Uluslararası sergide Feshane fabrikası sergilediği yünlü kumaşlar ve feslerle ödüle lâyık görülmüştür. Feshane'de kumaş ve fes dışında özel olarak halı da üretilmiştir. Hatta Çanakkale Zaferi dolayısıyla 1918 yılında Mustafa Kemal Paşa'ya Talat Paşa tarafından hediye edilen halı Feshane'de üretilmiştir.

1953 yılı itibariyle 389 kadın işçinin fabrikada çalışıyor olması Türk toplumunda kadınların da iş hayatına girdiğini göstermesi açısından dikkat çekicidir. 1986 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Haliç ve çevresini düzenleme projesi kapsamında fabrika boşaltılmış, konfeksiyon bölümü Bakırköy sanayi işletmesine taşınmış ve fabrika büyük dokuma salonu dışında yıkılmıştır.

1992 yılında Büyükşehir Belediyesi ve özel bir kuruluşun girişimiyle çağdaş el sanatları müzesine dönüştürülen Feshane binası, takip eden yıllarda Haliç tarafı cümle kapısı önünün sular altında kalması ve bu suların içerilere kadar girmesi nedeniyle kullanılamaz hale gelmiş, ayrıca binanın restorasyonu da tamamlanamamıştır. Dolayısıyla 1986 yılında fabrikanın boşaltılmasıyla başlayan 12 yıllık süreçte çürümeye yüz tutan Feshane, ancak 1998 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yeni bir proje kapsamında restorasyon çalışmalarını başlatmasıyla kurtarılabilmiştir.

Bu alanlardan 1.721 m2'lik mekana el sanatları çarşısı, 700 m2'lik mekana kahveli çarşı, 550 m2'lik mekana restoran-kafeterya-mutfak ve yönetim ofisi, 274 m2'lik mekana geçici sergi, konferans vb. alanı, 4004 m2'lik Feshane'nin karakteristik tüm özelliklerinin izlenebildiği mekana da çok amaçlı salon işlevleri kazandırılmıştır.

Feshane binasının 4004 m2'lik alanı, hiçbir bölüntünün olmadığı açık bir mekândır. Orijinal iç duvarlarının, tüm çelik konstrüksiyonun çatı sisteminin, çatı kaplamalarının, pencere ve kapılarının geniş bir perspektif içerisinde izlenmesine ve binanın tüm yalınlığıyla sergilenmesine imkân sağlayan özelliğiyle bu mekanda minimal bir tasarım yöntemi kullanılmıştır. Bina içi restorasyonunun da bu mekanda izlenmesi mümkündür. Mekanın sunduğu rahatlık itibariyle sergi, fuar, konser, müzayede, kongre ve çeşitli davetler gibi farklı işlevleri kapsayacak şekilde tasarlanmış, alt yapı ve konfor donanımları bu farklı fonksiyonları işletebilecek kapasitede düşünülmüştür.

Bütün fonksiyonların işletilmesi ve konforuna yönelik alt yapı, havalandırma, ısıtma ve soğutma, aydınlatma, telekomünikasyon ve tüm güvenlik sistemleri Feshane'nin elektromekanik ihtiyaçları açısından ileri teknoloji donanımlarıyla çözülmüştür.

Eyüp Feshane binasının 56.000 m2 bahçesi peyzaj çalışmasıyla çevre düzenlemesi kapsamında ele alınmıştır. Bu alanın 18,000 m2'si Feshane'deki aktivitelerin katılımcılarına yönelik otopark olarak, geri kalan 38.000 m2 alanda ise yürüme yolları, seyir ve dinlenme bölümleri, çocuk parkı, bahçe, restaurant ve ana girişe yönlenmiş doğal görünümlü süs havuzuyla Feshane'nin çevresine ve Eyüp-Haliç sahiline canlılık katmak amacıyla tasarlanmıştır. Ayrıca Feshane'nin tam orta aksında bir motor iskelesi düşünülmüş ve böylece Feshane'ye deniz yoluyla ulaşım da sağlanmıştır.

Haliç

Kâğıthane ve Alibey derelerinin birleşen ağzının deniz istilasına uğramasıyla oluşan Haliç, İstanbul'un tarihi yarımadası ile Beyoğlu semtlerini bir­birinden ayırmaktadır. Yaklaşık olarak 8 km uzunluğundadır. Güneyde Alibeyköy Deresinin döküldüğü Silahtar'dan Sarayburnu’na, kuzeyde Kâğıthane Deresi'nin döküldüğü Kâğıthane’den Tophane'ye kadar uzanmaktadır. En geniş yeri Kasımpaşa-Cibali arasında olup 700 metreyi bulmaktadır. İstanbul Boğazı'na açılan ağız kesiminde ise genişlik yaklaşık 1000 metredir. Aynı şekilde derinliği de yukarı kesimlerimden Boğaz'a doğru yaklaştıkça artmaktadır. Eyüp önlerinde sadece birkaç metre derinlik bulunduğundan, bu kesimde yayvan alüvyon adacıkları ortaya çıkmıştır. Unkapanı ile Azapkapı arasında 40 metreye varan derinlik, Eminönü-Karaköy arasında 60 metreye yaklaşmaktadır.  Yapılan tespitlere göre Haliç'in dibi "V" biçimindedir. Dolayısıyla ortası çok derin olmakla beraber, yanlarda yüzyılların getirdiği toprak birikimi çamur kaplı yamaçlar oluşturmuştur. 

 

1950 Yıllarından itibaren başlayan kirlenme, 1980 den beri süregelen çalışmalar ile düzelmiştir. En büyük hamlelerden birinin sonucu olarak Haliç’in kıyılarında dört binden fazla yapı istimlâk edilmiş, iş yerleri şehir dışındaki yeni merkezlere nakledilmiş, kıyılar park ve bahçeler ile çevrilmiş, ilk defa inşa edilen dev kanal sistemleri ve kolektörlerle sular temizlenmiştir.

Haliç, tarih boyunca İstanbul’un gelişmesinde coğrafî konumu kadar, doğal ve çok emin olan limanıyla da etkili olmuştur. Etraftaki bereketi topraklar, bol balık, tatlı su dereleri ve şeklinden dolayı "Altın Boynuz" ismi bereket sembolü anlamında verilmiştir.

 

 
 
 
 
Belgrad Ormanları

Kanuni Sultan Süleyman’ın 1521 yılında Sırbistan seferinden birçok Sırp esirle birlikte dönmesine müteakip, Bizans zamanından kalan köylerin canlandırılması ve yeni köyler kurulması uygulamasına paralel olarak esirler, eski Ayvat Köyü yakınına, orman içine iskân edilmiştir. Bu yerleşime “Belgrad Köyü” adı verilmiş ve zamanla orman da aynı isimle anılmaya başlamıştır.

O zamanlarda 13 bin hektara varan yüzölçümüyle oldukça büyük bir alanı kaplayan orman, bugün yaklaşık 5 bin 500 dönümdür. Ormanın korunmasına yönelik ilk çalışmalara yine Kanuni Sultan Süleyman zamanında rastlanmaktadır. Ancak bu çabalar herhangi bir ormanlık alanı korumaktan biraz daha farklı niteliktedir. O zamanlarda Belgrad Ormanı İstanbul için, şehrin su ihtiyacını karşılamak gibi stratejik bir önem taşımaktadır. Belgrad Ormanı, Osmanlı İmparatorluğu zamanında şehrin belki de en önemli su deposu konumundadır. 1719’da Büyük Bent, 1722’de Topuzlu Bent’in yapımıyla önemi daha da artmıştır. Bu ikisine ek olarak, yaklaşık zamanlarda inşa edilen Valide Bendi, II. Mahmut Bendi, Kömürcü Bendi, Kirazlı ve Karanlık Bentleri günümüzde de kullanılabilir durumdadır. Ancak günümüz şartlarında, ne bu bentlerin ne de ormanın, su üretimi konusunda şehir için hayati bir önemi kalmamıştır. Çünkü buradan bir yılda sağlanan su, bugünün metropolünün yalnızca iki-üç günlük su tüketimine karşılık gelmektedir.  Belgrad Ormanı, kışın yaprak döken çok sayıda ağaç ve bitki türünün oluşturduğu “yapraklı” adı verilen bir orman türüdür. Mevcut ağaçlar arasında sayı olarak ilk sırayı toplam popülâsyonun dörtte üçünü oluşturan meşeler almaktadır. Sapsız meşe, Macar meşesi ve saplı meşe olmak üzere toplam üç çeşit meşe mevcuttur. Meşelerden sonra en çok bulunan üç ağaç türü, doğu kayını, adi gürgen ve Anadolu kestanesidir. Ormanda tam 71 çeşit kuş ve 18 memeli hayvan türü yaşamaktadır. Avlanma yasağının getirdiği koruyucu önlemler sayesinde yaban hayatı oldukça zengin kalabilmiştir.

Bugün Belgrad Ormanları, ormanın derinliklerine kadar uzanan yürüyüş ve koşu parkurları, temiz piknik alanları, bisiklet yolu ve diğer sosyal imkânları nedeniyle İstanbul halkı için özellikle hafta sonlarını değerlendirmek için ideal bir ortamdır.

3.1.12.3.      Turizm

Eyüp büyük bir turizm potansiyeline sahiptir. Bölge sadece tarihî değil, aynı zamanda doğal pek çok  zenginliğe de sahiptir. Belgrad Ormanları ulaşım kolaylığı sağlanabilirse İstanbul’un şehir içi turizmi açısından en önde gelen yerler arasına girebilir. Karadeniz’e olan kıyı ile deniz turizmine açılabilir. Ayrıca Eyüp Sultan Tepesi (Piyer Loti) ve Amcazade Vakıf arazisinin yerleştiği tepe doyumsuz İstanbul manzarasıyla hâlihazırda da tanınan manzara noktalarıdır.  Eyüp teleferiğinin faaliyete geçmesi ile birlikte buranın daha çok turist çekeceği açıktır.

İlçedeki en önemli turizm potansiyeli, inanç turizmi olarak adlandırılan ve halk tarafından ziyaret edilen camii, medrese, tekke, kabir vb. yapılardır. Sadece inanç turizmi adına Ramazan ayında Eyüp’ü 1,5 milyon insan ziyaret etmektedir.  Toplamda bakıldığında ise, 2005 yılı itibariyle yerli turist sayısı 3 milyon, yabancı turist sayısı ise 70.000 civarındadır.


 

3.1.13.         İLÇENİN EĞİTİM DURUMU

İlçede, Hz.Halid Bin Zeyd Ebu Eyyub-El Ensari’nin kabrinin keşfi sonrası bu bölgeye türbe ve camii külliyesinin yapılması ile eğitim ve kültüre büyük önem verilmiştir.

 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Eyüp Camii yanındaki medrese ve çevresinde bulunan tekkeler, ilçeyi eğitim ve kültür merkezi haline getirmiştir. Tekke ve medreselerin yanında, okul olarak Sultan Reşat tarafından 1912 yılında Reşadiye Mektebi açılmıştır ve bu okul halen Ebusuut İlköğretim Okulu olarak eğitim ve öğretime devam etmektedir.

 

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte okul sayısı hızla artan ilçede, eğitim ve öğretim seviyesi yüksek olup, okulu olmayan mahalle, köy ve semt bulunmamaktadır.  İstanbul nüfusunun eğitim durumu, Türkiye ortalamasının oldukça üstündedir. Türkiye genelinde 6 yaşın üstündeki nüfusun %20’sine yakını okuma-yazma bilmezken, bu sayı İstanbul’da %10 dolaylarındadır. Ülke genelinde nüfusun %10’u lise mezunu iken, bu oran İstanbul’da %16 değerindedir. Türkiye genelinde, yüksek okul bitirenler nüfusun %3’ünü oluştururken, İstanbul’da bu oran 5,5’e çıkmaktadır.

 

İstanbul nüfusunun %10’u hiç okuma-yazma bilmezken, Eyüp’te bu oran yaklaşık %3 ile İstanbul genel değerinden düşüktür. Bu veriler İstanbul bütününe göre Eyüp’te okur-yazar oranının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak İstanbul nüfusunun %26’sı lise mezunu iken, Eyüp’te bu oran %16, İstanbul’da yüksek okul bitirenlerin oranı %5,5 iken, Eyüp’te bu oran %4’tür. Bu ise İstanbul geneline göre lise ve üstü eğitim nüfusunun düşük olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

 


 

3.1.13.1.      İlçede Bulunan Eğitim Kurumları

Eyüp'te 44'ü resmî, 1'i özel olmak üzere 45 ilköğretim okulu; biri özel olmak üzere toplam 11 genel ve meslek lisesi, 2 anaokulu ve bir halk eğitim merkezi olmak üzere toplam 59 eğitim kurumu bulunmaktadır.

 

İlçede bulunan okulların dağılımı aşağıda verilen tablodaki gibidir:

 

 EĞİTİM KURUMU

SAYI

YÜZDE(%)

İlköğretim Okulu

45

76,27

Genel Lise

5

8,47

Meslek Lisesi

6

10,17

Anaokulu

2

3,39

Halk Eğitim Merkezi

1

1,69

TOPLAM

59

100,00

 
Halk Eğitim Merkezi

Eyüp Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü, 1971 yılında, Kartaltepe Mahallesi okullar caddesindeki 1 nolu Eyüp Belediye Başkanlığı’na ait bir binada hizmete başlamıştır. Müdürlük binasının idare olarak da yetersiz olması ve kursların alana yayılması ile daha müsait bir bina arama çalışmalarına başlanmış, çeşitli yazışmalar neticesi şu anda kullanılmakta olan İl Özel İdare Müdürlüğüne ait Topçular İlkokulu 1988 tarihinde Eyüp Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü olarak tahsis edilmiştir. Halen bu binada idare ve atölye olarak yetişkinlere hizmet verilmektedir.

Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü, bünyesinde başta biçki-dikiş, makine nakışı, el sanatları, modelistlik, kuaförlük, muhasebe ve bilgisayar olmak üzere birçok dalda kurslar açılmakta ve bu sayede birçok kişiye bilgi ve beceriler kazandırılmaktadır. 

İSMEK Kursları

İlçede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren İstanbul Meslek Edindirme Kursları (İSMEK) tarafından ilçe halkına çeşitli konularda meslekî yetenek kazandırmak amacı ile kurslar verilmektedir. Eyüp ilçesinde İSMEK’e bağlı olarak faaliyet gösteren 7 farklı noktada kurs bulunmaktadır:

1-      Sultan Center

2-      Eyüp Merkez

3-      Alibeyköy Merkez

4-      Alibeyköy Kültür Merkezi

5-      Rami Yeni Mahalle

6-      Yeşilpınar Mahallesi

7-      Eyüp Spor Merkezi

İSMEK’e bağlı kurslarda bilgisayar, giyim, nakış, diksiyon, ahşap boyama, aşçılık, İngilizce, Arapça, resim, modelistlik, stilistlik vb. konularda eğitim verilmektedir.

3.1.13.2.      Eğitim İle İlgili İhtiyaçlar

Bugün toplam 63 eğitim kurumunun olduğu ilçede, 984 derslik bulunmakta ve 55.081 öğrenciye 1.637 öğretmen eğitim hizmeti sunmaktadır. Öğretmenlerden 3’ü doktora, 75’i yüksek lisans, 1393’ü lisans ve 166’sı ön lisans mezunudur. Derslik başına düşen öğrenci sayısı, ilköğretimde 60 iken ortaöğretimde 44'tür. Halk Eğitim Merkezi’nde ev hanımlarına yönelik kurslar dışında bilgisayar ve muhasebe gibi meslek edindirmeye yönelik kurslar da vardır. Eyüp'te ilköğretim kurumlarının pek çoğunun binaları eski olduğu için buralarda sağlıklı ve verimli eğitim zorlaşmaktadır. Ayrıca ilköğretimde sınıf başına öğrenci sayısının 35'e çekilebilmesi için 182 dersliğin daha inşa edilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra hem ilköğretim hem orta öğretimde laboratuar ve çeşitli öğretim araç gerecine de gereksinim duyulmaktadır. Hiçbir üniversitenin eğitim donatısının bulunmadığı ilçede örgün eğitim yapan özel kurumların sayısının azlığı dikkat çekmektedir. Ayrıca ilçedeki ilk ve orta dereceli okullarda görevli öğretmenlerin meslektaşlarıyla dayanışma ve kaynaşma içerisine girebilecekleri, sosyal tesislerinden istifade edebilecekleri, boş vakitlerini değerlendirebilecekleri ve mesleki araştırma ve inceleme yapabilecekleri bir öğretmen evi bulunmamaktadır.

 

3.1.14.         İLÇENİN SAĞLIK DURUMU

İlçede sağlık hizmetlerinin yürütmek üzere biri özel 2 hastane, 10 Sağlık Ocağı, 2 Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlama Merkezi, 1 Verem Savaş Dispanseri ve semt poliklinikleri hizmet vermektedir. Eyüp ilçesinde bulunan en teşekküllü hastane Eyüp Devlet Hastanesi olup, mahallelerin %60’ında sağlık ocağı bulunmaktadır. Ayrıca Eyüp Belediyesi’nin sağlık alanında yürütmekte olduğu çalışmalar, ilçenin sağlık alanındaki faaliyetlerine önemli derecede katkıda bulunmaktadır. 

 

Eyüp Devlet Hastanesi

Eyüp Bahariye Caddesinde bulunan Eyüp Devlet Hastanesi ilçenin en teşekküllü hastanesidir. Hastane fiili 144 yatak kapasiteli olup, yoğun bakım yatak sayısı 7, ameliyat masa sayısı ise 6’dır. Hastanede 2005 verilerine göre 400.060 hastaya poliklinik hizmeti verilmiş, 1575 yatan hasta tedavi edilmiş ve 2870 ameliyat gerçekleştirilmiştir. Hastanede ayrıca sürücü olur belgesi, ilaç raporu, istirahat raporları, sevk raporları, işe giriş raporları, emeklilik raporları ve silah raporları da verilmektedir. Hastanede yatarak tedavi, poliklinik hizmetleri, laboratuar hizmetleri verilmektedir.

 

 

Eczaneler

İlçede toplam 69 adet eczane bulunmaktadır. İlçenin nüfusu dikkate alındığında ortalama 5.014 kişiye 1 eczane düşmektedir.

 

3.1.14.1.      Sağlık İle İlgili İhtiyaçlar

İlçenin sağlık ile ilgili sorunlarını şu şekilde sıralamak mümkündür;

 

  1. İlçenin nüfusunun 350.000’i bulmasına ve yüzölçümü itibari ile İstanbul’un ikinci ilçesi olmasına rağmen yataklı tedavi kurumu olarak sadece 144 yatak kapasiteli Eyüp Devlet Hastanesi mevcuttur. Bu bakımdan ilçede 100 yataklı ayrı bir hastaneye ihtiyaç duyulmaktadır.

 

  1. İlçede sağlık hizmetlerinin daha etkin biçimde yürüyebilmesi için her yıl ihtiyaç listelerinde belirtilen miktarda hekim, sağlık memuru, hemşire, ebe, çevre sağlığı teknisyeni atanması gerekmektedir.

 

  1. İlçede bulunan Sağlık Grup Başkanlığı ile Merkez Sağlık Ocağı tescilli eser olan Sokulu Mehmetpaşa külliyesinde hizmet vermektedir. Söz konusu külliyenin tarihî eser olması nedeniyle sağlık hizmetlerine uygun bir tarzda tamirat ve tadilatı yapılamamaktadır. Bu nedenle sağlık tesislerine tahsis edilmiş, ilçe merkezindeki arsaya bir sağlık kompleksinin inşa edilmesinin faydalı olacağı değerlendirilmektedir.

 

3.1.15.          SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ

Çağımızda, kamu kuruluşlarının bazı görevlerini sivil kuruluşlara bırakmaları, demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından biri olarak görülmektedir. Avrupa Birliği Uyum Süreci kapsamında 2005 yılında İçişleri Bakanlığı bünyesinde Dernekler Dairesinin kurulması, dernekleri bir kez daha yönetimin gündemine taşımıştır. 

 

Türkiye’nin de 24 Ocak Kararlarıyla başlattığı devletin küçültülerek güçlendirilmesi siyasetinde özelleştirme yanında STK’ların teşviki de önemli bir politika aracıdır. Ayrıca Türkiye’nin de içinde bulunduğu ülkelere tavsiye edilen yönetim modeli olan iyi yönetişim kavramı da içeriğinde sivil topluma büyük yer vermektedir.

 

Sivil toplum açısından bakıldığında Eyüp’ün ayrı bir yeri vardır: Bir vakıf medeniyeti olarak adlandırılan Türk medeniyetinin atfettiği kutsallık nedeniyle en fazla vakıf kurduğu yerlerin başında Eyüp gelmekteydi. Öyle ki buranın bir yerleşim yeri olması bile bir vakfın (Eyüp Sultan Külliyesi) kurulmasıyla başlamıştır. Asırlar boyunca sivil toplumun kalbinin attığı yer olan Eyüp’te bugün de farklı alanlarda faaliyetlerini sürdüren 352 dernek vardır. Sivil toplumun, toplumsal refaha bağlı bir sosyal olgu olduğu gerçeği burada da kendini göstermektedir. Bununla beraber gelişmiş ve katılımcı bir Eyüp için STK’nın önemi hatırlandığında, ilçenin sosyo-ekonomik koşullarının ötesinde dernekleşmeye ihtiyacı olduğu anlaşılacaktır. Dernek sayısının artması adına Eyüp Belediyesi hem dernek kurma konusunda öncülük etmeli hem de derneklerin belediye kararlarına etkin katılımı için uygun ortamı oluşturmalıdır.